
Peki...
Neden taktiklere ihtiyaç duyuyoruz, herkese fikir soruyoruz, ve herkesten fikir alıyoruz, hatta fikri almakla da kalmıyoruz, bu fikirlere inanıyor, bir inanç haline getiriyor ve daha sonra teoride bırakmayıp, hayatımızın bir parçası haline getirip, uygulamaya koyuyoruz?
Biliyor musunuz?
Cevapları alalım..
“Tatktiklere ihtiyaç duyuyorum, çünkü aşk bir oyun ve oyun iyi stratejilerle kazanılır.”
“Arkadaşlara fikrini soruyorum, çünkü onların mutlu ilişkileri var, başarmışlar, nasıl başardıklarını öğrenmek güzel. Böylece ben de başarabilirim.”
“Herkese soruyorum çünkü fikir çeşitliliği önemlidir, böylece içinden en beğendiğimi seçebilirim, bana en uygun olanını.”
“Aslında inanmıyorum ama uygulamak istiyorum sadece. Denemek görmek istiyorum.”
:)
Aşkı bir futbol maçı gibi görmeye devam ettiğiniz sürece, süresi 90 dakika olacaktır. Belki beraberlikte uzatmalara gidersiniz. Hiç olmadı, penaltılarla bitecektir. Sonra da veryansın hakeme!
100 kişiye sorduk, aşkta nasıl davranmalı, bilmem kaç kişi şu cevabı verdi? Eğer aşk bir anketse, devam edin sormaya. Hatta 100 kişiyle kalmayın, 1000 kişiye daha sorun. Dünya yeterince kalabalık, soracağınız yeni birileri her zaman olacaktır.
Devam edin bu palavralara. Yok aslında inanmıyorum da, deneyip görmek istiyorum, sonucuna göre karar vereceğim. Birkaç aşkı tükettikten, aşkı kendime küstürdükten sonra. Durmak yok! Denemeye devam!
Bence bir durun. Bir bırakın. Devam etmeyin. Bugüne kadar bunları uyguladınız, ne geçti elinize? Bir fincan hayalkırıklığı, onu da karşı komşudan temin ettiniz, elinizde kalmadı.
Çok iyi anlıyorum sizi, çok yakından biliyorum neler hissettiğinizi, paniklerinizi, bocalamalarınızı, hüzünlerinizi. Biliyorum.
Gerçekten...
Ben de böyleydim çünkü, ben de taktiklerin peşinde koştum, en iyi antrenörü aradım 33yıllık hayatımın belki bir 32 senesi boyunca. Ben de oyun zannettim aşkı, ilişkileri, ben de sordum herkese, sordurdum, fallar baktırdım, öğrendiklerimi değil inandıklarımı uygulamaya geçirdim. Ben de kendini bilmeyen bir insandım bir zamanlar, henüz kendini keşfetmemiş.
Keşfetmenin sonu yok, onu da öğrendim..
İşte tam da bu nedenle, biliyorum.
Öyle değilmiş. Değilmiş. Ben 32 yaşımda öğrendim. Ama öğrendim. Deneyerek, yanılarak, sınayarak, sınanarak öğrendim.
AMA... kendimi denedim, kendim yanıldım, kendimi sınadım, kendim sınandım..
Bir başkasının fikirlerinin tezahürü olmadım.
Yine şunu da öğrendim.
Hiçbir şey için geç değil. Hiçbir zaman. 20’de de öğrenebilirsiniz, 23’de de. 40 olsa da öğrenirsiniz, 55 olsa da. Farketmiyor gerçekten. Yeter ki isteyin! Öğrenmek isteyin! Bilginin peşinden koşun. Deneyin, deneyim edinin, güvenin.
Duyuyorum ben sizi, merak etmeyin.
Ne duyduğuma gelince...Onu da sonrasında konuşuruz. Yalnız şunu bilin, sizin dile getirdikleriniz zamanında benimdi, sizin korkularınız zamanında benim korkularımdı, umarım benim başlangıcım da, zamanında, yani tam da şimdi, sizin başlangıcınız olur.
Yalnızca bir detay. İlişkinizi devam ettirmek için, ya da aşkınızı sağlamlaştırmak için, ya da yeni bir ilişki kucaklamak için başklarına her danıştığınızda, başkalarına yaptığınız her arayışınızda verdiğiniz mesaja dikkat edin.
Siz “Onu seviyorum ve devam etmek istiyorum, hayatımda bir ilişkim olsun istiyorum.” Mesajı verdiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Böyle öğrenmişsiniz.
Ama yanlış öğrenmişsiniz. :)
Öyle değil işte! Çok daha basit aslında, çok daha sade. Saf, yalın.
“Tekbaşıma yapamayacağım, başkalarına ihtiyacım var, benim bu ilişkiyi devam ettirecek gücüm yok, birileri bana yardım etmeli, çünkü ben bu konuda, belki de her konuda aciz bir kadın-erkeğim.”
Mesaj alenen ortada aslında ;)
Fosilleştirmeden değiştirmek lazım.
Bi de unutmadan, hayat bir satranç tahtası değil. Şah-mat durumu yok yani. Dimdik ayakta durmak sizin elinizde, zihninizde.. Kaleyi kaptırmayın yeter ;)
Duyduklarıma gelince...Bir sonraki yazıda devam ederiz sohbete. :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder