Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

12 Şubat 2010

NAZLI VE PERİ KIZI: HIRAIANA!!!


Söz verdiğim üzere:

PREVIOUSLY ON NAZLI VE PERİ KIZININ MACERALARI...

Korkulardan bahsediyorduk değil mi? Fırsatları tepmekten...Kendimizi olayların akışına bırakamamaktan. Bu hafta süresince hiçbir şeyden korkmamaya çalıştım ve sanırım başardım da; aynı zamanda da şunu gördüm ki, korkmayınca hayat sanırım daha keyifli bir hale geliyor. :)

Biz dönelim Nazlı ve Peri kızına. Nazlı bir rüya görmüştü değil mi? Rüya mıydı gerçek miydi, bilinmez ama sabah kahvesi boğazına dizilmişti kızcağızın! Nasıl dizilmesin! Tam da güne gerinirken balkonunuzda, bir güvercin güzeller güzeli bir peri kızına dönüşürse, bir de bahçeye gül ağacından bir salıncak yapar da, bir de gülümseyerek size el sallarsa...

Neler olurmuş? Okuyup, görelim bakalım.

...El sallayan peri kızı bir yandan da kahkaha atmaya başlar. Nazlı’nın faltaşı gibi açılmış gözlerindeki dehşet, korku, heyecan, panik, ve bir yandan da pırıltı hoşuna gider Peri Kızı’nın.

“Ne bakıyorsun? Gelsene aşağıya deli kız! Uzun zamandır beni bekliyordun, geldim işte sonunda”, diye bağırır.

“Şşşşşşt!” der Nazlı. “Komşuları uyandıracaksın! Daha çok erken, lütfen sessiz ol! Hem sen nereden çıktın, kimsin, nesin, in misin? Yoksa cin misin?” diye öfkeyle karışık ama kısık sesle cevap verir, Peri’ye.

Bir kahkaha daha atınca Peri kızı, Nazlı içeri kaçar ve perdenin arkasına saklanır.

“Tanrım ne olur, bütün mahalleye beni rezil edecek, kendini Peri zanneden bir deli herhalde”, diye söylenir kendi kendine.

Kısa süren bir sessizlik olur ama bu sessizlik bir ömür gibi gelir Nazlı’ya. Ve sanki bir kuyunun ta derinliklerinden gelen bir ses duyar. Çok güzel bir sestir bu. Denizcileri büyüleyen ve onları yollarından eden Sirenlerin sesine benzetir Nazlı.

“Naaaaazlııııııı pabucu yarrııııımmmm, çık dışarrrııyyaaaa oynayallııııımmmmm.”

İşte bu öfkelendirir Nazlı’yı. Nedense???


“Ne var ya! Ne var? Ne istiyorsun benden? Yeter artık, işe gideceğim, hazırlanmam lazım. Mahvettin sabahımı!”.

Peri kızının kahkaha atan yüzü birden gerginleşir ve salıncaktan atlayıp, gayet yumuşak bir ses kullanarak ama sert bir tonla konuşur.

“Şimdi beni dinle!” diye çıkışır Nazlı’ya. Ama ses tonu hala etkileyici ve yumuşaktır. Aynı zamanda ikna edici bir özelliği de vardır. Fakat Nazlı ikna olmak için biraz geç kalmıştır.

“Günlerdir ağlıyorsun. Gözyaşı döküyorsun. Her gün mum yakıyor, dualar ediyorsun. Dilekler diliyorsun. Nice gecelerdir, başını yastığa koyduğunda, Tanrı’ya sesleniyor ve hayatına bir mucize getirmesi için dua ediyorsun. Sana bir melek göndermesini istiyorsun. Her sabah güne gülümseyerek uyanıyorsun. Neden? Çünkü her günden mucizevi bir beklentin var hayattan!”

Nazlı tüm dikkatini Peri kızına verir ve dinlemeyi sürdürür. Nedendir bilmez ama en sonunda karşısında bir Peri olduğunun ve bunun gerçek olduğunun farkına varmıştır.
Peri kızı devam eder.

“Hepiniz böylesiniz işte! Hayattan bir şeyler istiyorsunuz. Tanrı’ya dua ediyorsunuz, sonra karşınıza istedikleriniz çıkınca da geri çeviriyor, reddediyorsunuz, hem de bunu kalp kırıcı bir şekilde yapıyorsunuz!!!! Aynen tüm hayatınız boyunca birbirinize davrandığınız gibi!”

Nazlı’nın gözleri dolmaya, dudakları titremeye başlar. Ağlamak üzeredir.

“Hiç boşuna ağlama Nazlı! Ne yapıyorsan bu hayatta kendine yapıyorsun. Kendin istiyorsun, aynı plajda kumlarla oynayan çocuklar gibi. Kumdan kaleler inşa ediyorsun hayatında ama hemen sıkılıyorsun. Ve tüm emeğini, saatlerini, belki de günlerini bir darbeyle yıkıyorsun! Artık gerçek bir kale inşa etmenin zamanı gelmedi mi? Ne zaman gerçek gücünün farkına varacaksın?”

“Ben...Şey...”, cevap veremez Nazlı.

Peri kızı devam eder.

“Benim adım Hiraiana. Günlerdir hayatında istediğin mucize benim işte! Karşındayım! Ama inanmıyorsun tabi! Ne zaman kendi gücüne inandın ki zaten!”.

Derin bir nefes alır Hiraiana. Nazlı artık konuşamayacak durumdadır. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye çoktan başlamıştır.

“Ve sana gitmeden önce son sözüm şudur Nazlı! Ben Hiraiana. Sana gücünü kanıtlamak için gönderildim. Çünkü gönderilmemi sen istedin. Anladığım kadarıyla henüz hazır değilsin. Şimdi gidiyorum.”

“Hayır!!!!” diye keser Nazlı. Yalvarır, “Ne olur gitme!”.

Başını bir sağa bir sola sallayan Hiraiana,“Bana hayır demeye hakkın yok. Şimdi gidiyorum. Benimle beraber hayatına giren tüm güzellikleri de alıyorum. Saksını kırdığım için özür dilerim, yenisini hemen yerine koyacağım. Ve öyle gideceğim. Bir daha bana ihtiyacın olduğunda beni çağırman yetecek. Fakat senden rica ediyorum, lütfen kaldıramayacağın şeyleri isteme Tanrı’ndan ya da kendinden. Sen mucizelere hazır değilken, hayatına giren mucizenin sana ne gibi bir faydası dokunabilir ki!”, diye söylenir.

“Lütfen biraz daha kal”, diye yalvarır Nazlı.

“İşte bak! Yine aynı şeyi yapıyorsun Nazlı. Öğrenmen gereken daha çok şey var. Beni buraya çağıran sensin, bana inanmayan sensin ve beni geri gönderen sensin, çünkü henüz hazır değilsin. Maymun iştahlısın bu esnada. Bunu da söylemeden gidemeyeceğim. Bir an beni hayatında istiyor, sonrasında istemiyorsun. İstediğin şeylerden sıkılıyorsun ya da korkuyorsun. Sence bir mucize senin hayatına ne kadar dayanabilir?”

“Özür dilerim”, der Nazlı, gözlerinden yaşlar akarak.

“Özür dileme” diye çıkışır Hiraiana. “Yaptığın hiçbir şey için özür dileme! Yaptığın her şeyi bilerek ve isteyerek yaptın. Kendin için. Arkasında dur. Sana üç hafta süre veriyorum. Bu süre içerisinde zaman ve mekan olarak dünyaya gelemem. Bu mümkün değil. Bunu yapabilmek benim de enerjimi sömürüyor. Tekrar enerjimi toplamam tam üç haftamı alacak bu yolculuğu yapmak için.”

“Olmaz ama”, der Nazlı. “Bu süre çok uzun. Ya sana ihtiyacım olursa?”

Peri kızı gülümser. Öfkesi biraz yumuşamış gibidir.

“Senin senden başka kimseye ihtiyacın yok Nazlı. Benim neden burada olduğuma gelince de...Bunu da döndüğümde söylerim”, der ve uzaktan bir öpücük yollar Nazlı’ya.

Hiraiana’dan gelen öpücük Nazlı’da bir enfiye etkisi yaratır ve hapşırmaya başlar Nazlı. Bir kere değil, iki kere değil, üç kere değil, belki on kere hapşırır. Hapşırıklar bittiğinde ve bedenini doğrulttuğunda ise bir de bakar ki Hiraiana gitmiş, saksı ipek çiçekleri ile birlikte yerine gelmiş.

Bir sigara yakar ve içeri girer.

Gökyüzünde yükseklerde uçan güvercinin arkasından elini uzatır ama...

PS. Hep böyle olmuyor mu zaten? Bir şeylerin kıymetini hep onlar gittikten sonra anlamıyor muyuz?

O zaman ne yapalım ;)

Kıymetli olan bir şeylerin kıymetini yol yakınken ifade edelim. Hatta şöyle yapalım, önce kendimizi kıymetli kılalım ;)

Bu hafta sevgililer günü... Happy Valentines...Gidelim ve en kıymetlimize, kendimize bir hediye alalım. Ve onu hep göreceğimiz bir yerde tutalım. Ve bir kadeh şarabı, kendi şerefimize kaldıralım ;)

Hiraiana ve Nazlı bir daha buluşacaklar mı? Bu üç hafta içinde neler olacak?

Ben de bilmiyorum. Hep birlikte göreceğiz.

1 yorum:

  1. çok begendim face'te de paylaştım herkes oturup bir düşünür umarım...

    YanıtlaSil