
İlle bedenlerin ölmesi midir ölüm? İlle o zamanlarda mı yad ederiz zamanında tutunduğumuz anıları? İlle kişiler mi ölür hayatta?
Öldükten sonra ille de yaşam durur mu? Soluk almaz mı bedenler? Nefesiniz ciğerlerinize dolmaz mı? Düşünemez misiniz?
Ben biraz farklı düşünüyorum bu konuda...
Nasıl mı?
Dinlemek ister misiniz?
Birçok defa öldüm bu hayatta. Bir çok defa yaşadığımı hissetmedim. Hani böyle uzun süre aynı pozisyonda oturursunuz da, bir süre sonra ayağa kalktığınızda, ayaklarınızı hissetmez olursunuz. Tatlı bir uyuşukluk hissidir vuku bulan, aynı zamanda da paniklersiniz haliyle. Geçici de olsa bir uzvunuzun felç olmuşluğuna tanık olmak pek de hoş bir tecrübe olmasa gerek.
İnsanlar da böyle. Bir gün ölüler, bir gün diri. Ve hayat akıp gidiyor avuçların içinden...Bir de hızı seviyor, nasılsa emniyet kemeri var hayatın, öyle hızlı seyrediyor ki, yetişmenin pek mümkünatı olmuyor ne kadar hızlı koşarsanız koşun ardından. İster yaya, ister uçakla.
İlle kalbin durması, beynin artık fonksiyonlarını yerine getirmemesi ile tecrübe edilmiyor ölüm.
Binbir çeşit ölüm var ve bizler her gün tecrübe ediyoruz.
Hayat gibi, ölüm de doğal aslında..
Hayaller de ölüyor, aşklar da..
Emekler de ölüyor, çabalar da..
Güven de ölüyor, inançlar da..Yalan olunca!
Gözler de ölür, bilir misiniz?
Ağlayamamaktır gözlerin ölümü. Gözlerle birlikte hisler de ölür.
Ağlayanı hafife alırız, aşağılarız,ezeriz, acırız, yerin dibine sokarız, mızmız etiketi yapıştırırız ya!
hani!
Biz güçlüyüzdür, sağlam basarız ya!
Oysa ne kötü bir ölümdür, ne elimdir ağlayamamak. Gözyaşlarını dilediğince akıtamamak...
Nefes devam eder, kalp atar, beyin çalışmasını idame ettirir...Görünürde bir problem yoktur aslında.. Gözlerden yayılır sahte gülüşler. İnci gibi dişlerin mağarasından atılır korsan kahkahalar.
(Şunu yazarken bile tebessüm edebiliyorsam eğer ne mutlu bana, sizler de okurken tebessüm ediyorsanız ne mutlu size!)
Benim ettiğim tebessüm, sizinkiyle buluştuğunda doğar kıymetlimiz olması gereken duygular.
İnsani yönümüz...Bize inanslığımızı hatırlatan...
Ve gözyaşları, kıymetlimiz olması gereken duygularımızın nemidir, besinidir, nefesidir aslında..
Ve bunu bilse bilse, uzun bir süre tek gözyaşı dökememiş, katılaşmış, duygulara hasret kalmış, zayıflıklarını oldukları gibi ortaya koyamamış İNSANlar bilir anca.
Bir nevi kral – kraliçe piyesi sergilemişler anlar beni.
Oysa güç ve zayıflıklarımız hayatımızın her deminde birer çay yaprağıdır. Birisi siyah çayken diğeri kokusuyla keyiflendirir yudum yudum içtiğimiz çaylarımızı.
Ve gücümüzle birlikte zayıflıklarımızı da kucakladığımız an, ne farkeder ki ha şekersiz olmuş, ha tek şekerli...
Keyfini sürmek lazımdır...
Gözyaşlarını akıtabilme lüksünde bile bir keyif vardır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder