
Hemen herkesin hayattaki en büyük dileklerinden biridir ve sadece ciklet kağıtlarından yarattığımız, bir de üstüne inandığımız fallarda okumayiz bunu...
Aslında zihnimizden bir altyazı geçer durur sürekli.
Bir beyaz atlı prens gelecektir ve biz dünyadaki en güzel aşkı yaşayacağızdır.
Çok yakışıklı bir sevgilimiz olacaktır.
Eğer yakışıklı değilse de, kalbi çok güzel olacaktır, yüreği öyle dolu olacaktır ki, yüreğiyle bir başkasının yüreğine nasıl dokunması gerektiğini, o yürekte nasıl ve ne şekilde yer etmesi gerektiğini bilecektir.
İzin versek, yaşarız da!
Bunun önündeki tek engel kendimizizdir aslında.. Her şeyde olduğu gibi. Kişiyi kendisinden başka kimse engelleyemez. Aynı kişiyi kendisini sevdiği kadar kimsenin sevemeyeceği gibi..
İşin en tuhaf tarafı da ilişkileri kategorize etmektir:
Tek gecelik ilişkiler.
Yasak ilişkiler.
Ciddi ilişkiler.
Haydan gelen ama Huya giden ilişkiler =)
Tek gecelik ilişkiler...Bir arkadaş toplantısında, ya da bir pubda, ya da discoda yeşillenir..Rakının içine koyulan yeşil nane yaprakları gibi.. Kadın şuh bir bakış atar, erkek içkisini yudumlar. Olur da vasıl olursa bir konuşma hali, birlikte sonlanır geceleri. Şehvetin eseridir dokunuşları...öpücükleri...sevişmeleri...Çabuk alevlenen ama kontrolünü yitirmeyen bir orman yangını gibi..
Kapatıldıkları hücrenin soğuk taş duvarlarının baskısına daha fazla dayanamayan, bir yandan da alışılmışın dışına çıkamayan, dışarıda gerçek bir hayat olduğunu çoktan unutmuş, belki de bir daha sevilememekten, sevememekten korkan, demir kafesli küçük pencerelerden dış hayata açılan, huzuru ve mutluluğu kısa anlarla yaşadıkları avlu izinleriyle, evleri ve sevgilileri arasında volta atan yasak aşklar...
Belki bir tesadüfle başlayan, belki yılların dostluğundan varolan, belki eskiye dayanan, ya da tamamen yepyeni olan, önce hafif bir şaşkınlıkla başlayan, adım adım arşınlanan, her gün daha büyüyen, her dakika daha çoğalan, her dakika daha güvenilen, hedeflerin, hayallerin, düşlerin patikasında yontulmuş ve henüz yosun tutmamış taşlardan yaratılan, CİDDİ giden, CİDDİ düşünülen, CİDDİyete varan, CİDDİ aşklar..
CİDDİ kelimesi ne enteresan kelimedir aslında!
İşinizde ciddisinizdir, hiçbir detayı atlamazsınız, ama CİDDİ ilişkiden kaçarsınız.
Hayatta hiçbir şey korkutmaz sizi, bir masal efsanesi olsanız kikloplara, ejderhalara, sirenlere direnecek gücünüz vardır, ama CİDDİ ilişkiden korkarsınız.
Koşarsınız koşarsınız o aşkı yakalamak için, sonra CİDDİ olunca aşk vazgeçersiniz. Bir süre sonra yine koşmaya başlarsınız. Sonra o da biner CİDDİye, size yine yol yakınken kapıları önce açıp sonra kapatmak düşer. Anahtar yetmez kilitlemeye, bir de asma kilit vurursunuz kapının üstüne.
Ta ki kırılana kadar kilit, ya da paslanana.
Bul çilingiri bulabilirsen!Kendi kafasızlığının bedelini ödersin bir de! Kendin açamazsın, küsmüştür kapı sana, yardım dilenirsin ordan burdan...Ne acı!
Neyin kavgasıdır bu? Neyin derdidir? Neyin kaçışıdır ya da neyin takibi?
Ne kadar da bol keseden dağıtıyoruz, harcıyoruz aşkları, tüketiyoruz, yollara vuruyoruz kendimizi. Bir yerde duramıyor, bir yere tutunamıyoruz.
Kendi kafamızda bir ilişki yaratıyoruz, tuvale resmediyoruz, ardından yarattığımız eseri seyretmekten yoruluyor, bir köşeye atıyoruz.
Sorulduğunda, “ben ciddi ilişkilerde hep böyleyim” diyoruz!
CİDDİ İLİŞKİ???
Böyle bir sınıflandırma var mı doğada acaba?
Mesela siz hiç....
Ciddi gül, öylesine gül gördünüz mü?
Hiç ciddi bir dağa tırmandınız mı?
Ciddi bir gölün kenarında piknik yaptınız mı, yoksa hep öylesine göller de mi salladınız oltanızı suya?
Hiç çayırlarda otlayan ciddi koyun gördünüz mü?
Ya güneş hiç ciddi ya da ciddiyetsiz bir şekilde doğdu mu?
Uzar gider yine bu liste..
Gerek de yoktur uzatmaya..
BASİT ya da CİDDİ ilişki yoktur. En azından benim lugatımda.
İlişki ilişkidir, tek gecelik de olsa, yasak da olsa, ciddi de...
Bir gece de sürse, bir ömür de..
Adı üstünde ilişkidir.
Ne kaçmak gerekir, ne korkmak..
Aslında açık ve nettir.
Var mısın? Yok musun?
Soruya net cevap vermek gerektir!
Gel-git’lere kapılmamak..
PS. Olur da bir gün siz de EGO tuzağına düşerseniz, koşullanmaların, koşulların kölesi olduğunu farketmek adına, azıcık soluklanın şu fotoğraftaki bankta. Bir düşünün bakalım, kimden, ne için kaçıyorsunuz? Nedir alıp veremediğiniz karşınızdaki ile, ya da büyük ihtimal kendinizle?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder