Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

4 Şubat 2010

Bir dilek tutalım O'nun için...


Haydi bugün değişik bir şey yapalım! Yapalım mı? Bence yapalım :)

Hani böyle bazen derinlerden bir yerlerden, taaaaa içimizden zannettiğimiz dileklerimiz oluyor ya!

Çok inançlı görünüp de Sürüngen Beynimizin, “ya ya, tabi tabi, olur, daha çooook beklersin” diye fısıltıları arasında yakarışlarımızı Tanrı’ya ulaştırıyoruz ya!

Biz: Tanrım ne olur bana bir ışık gönder, bir mucize olsun!
Sürüngen Beyin: Ne ışığı hayırdır? Fener alayı düzenleyelim istersen! Saçmalamaaa!

Biz: Tanrım ne olur sınavım çok iyi geçsin!
Sürüngen Beyin: Hadiiiii, ne kadar çalışsan da olmuyor işte! Takmış hoca sana bir kere, vermiyor 60’dan yukarı! Tanrı’ya yalvarsan ne çıkar! Bu dersin Tanrı’sı Ahmet Hoca!

Biz: Tanrım nolur borçlarım bitsin!
Sürüngen Beyin: Borç yiğidin kamçısıdır şekerim, bence o çizmeler çok güzel duruyor, al bir tane daha al, 23. Çift çizmen olsun. Nasılsa kredi kartına taksitle!

Biz: Tanrım lütfen beni arasın! Lütfen, lütfen, lütfen!!!
Sürüngen Beyin: Ne arayacak? Arasaydı bu zamana kadar arardı. "Unut, sevme onu! Bu aşkın sonu!Nasıl olsa hicran, gözyaşı dolu". Kimbilir nerede, kimlerle? Çoktan unuttu seni, sen hala bekle! Bekleye bekleye yontuldun haberin yok!

Biz: Of, Tanrım ne olur yarın kendimi daha iyi hissedeyim, burnum akmasın artık!
Sürüngen Beyin: On günden önce iyileşemezsiiiiin, hiiiiç boşuna umutlanma.

Biz: Tanrım lütfen yağmur yağsın, çok sıcak!
Sürüngen Beyin: Ya ya, gökyüzü de hep seni bekliyordu zaten!

Biz: Tanrım piyango bana çıksın ne olur?
Sürüngen Beyin: Sarı çizmeli Mehmet Ağa’ya çıkar da sana yine çıkmaz sen de bu şans varken!

Böyle işte. İstiyoruz bir şeyler, istiyoruz da, ne kadar inanarak istiyoruz, ne kadar içten istiyoruz, ne kadar bağlıyız isteklerimize?

İstediğimiz şeyler olurken hayatımızda, istemediklerimize kayıyor odağımız. Korkunun da etkisi ile birden üçüncü sınıf kötü senaryolar yazmaya başlıyoruz hemen.

İşyerimizde her şey gayet makul, güzel olumlu giderken, birden bir korku alıyor bizi, yakın zamanda bir yanlış olacak, bir hatamıza bakacak her şeyin tepetaklak olması!

Ve gariptir ki yanlış giden bir şey oluyor!

İlişkimizde her şey yolunda giderken birden kara bulutlar esmeye başlıyor tepemizde, ya beni sevmiyorsa, ya beni istemiyorsa diye başlıyoruz karaları bağlamaya.

Ve gariptir ki terkediliyorsunuz!

Normaldir ki mi demeliydim yoksa? :)

Aslında çok normal evet, diliyoruz, inanıyoruz ve dile getiriyoruz isteklerimizi ama sadece sözde. Geride, arka planda inanmadan yapıyoruz bunları.

Çok zor biliyorum. Hala üzerinde çalışıyorum. İş kendimiz için bir şey dilemeye, niyet etmeye geldi mi çuvallıyoruz. Sürüngen Beynimize işlenmiş kodlar yüzünden.
Vaz mı geçeceğiz o zaman? Hayır, vazgeçmeyeceğiz. Düşüne düşüne, dileye dileye, bileye bileye ve törpüleye törpüleye sürüngen beynimizi, devam edeceğiz hiç durmadan. Unutmayalım ki en iyi öğrenme metodlarından biri gözlemek değil, uygulamaktır. Hayata geçirmediğiniz, tecrübe etmediğiniz hiçbir şeyi bir parçanız olarak saklayamazsınız.

Peki nasıl olacak bu?

Farkındalık...Sadece biraz daha farkındalık...Ve aklınızdan geçen negatif düşünceleri durdurmak, kodlamaları iptal etmek, ya da EGO’nuzu ikna etmek yoluyla.

Zor , biliyorum, farkındayım..Aslında kolay da, biz zor zannediyoruz. :)
Ama kaçmak bizim için bir çözüm olmayacak, bunu da biliyorum.

Madem hayatlarımızı güzelleştirmek istiyoruz, madem hayattan kendimiz için beklentilerimiz var, bunu başaracağız. İçimizden gelerek, inanarak, çözülerek...

Ha, bir de ipucu size!

Evren’e iyi bir şeyler verdiğiniz zaman, karşılığını fazlasıyla geri alıyorsunuz. Zıt kutuplar birbirini değil, benzer benzeri çekiyor evrende. Siz ne kadar verici olursanız, o kadar alıyorsunuz.

Ha, ama bunun da bir koşulu var. :)

Öyle boş lafa ekmek yok!

O zaman nasıl mı yapacağız?

Hadi hep birlikte bir şey deneyelim şimdi.

Hepimizi mutlaka son zamanlarda üzen biri olmuştur hayatımızda. Belki sevgiliniz, belki anneniz ya da babanız, belki kardeşiniz, belki en iyi arkadaşınız, belki iş arkadaşınız, belki komşunuz, belki o, belki bu, belki şu...

Şimdi sizi üzen o insanı hatırlayın ve Evren’den sadece onun iyiliğini isteyin. Ve bu insan hayatınızda olduğu için şükredin.

Bunu sadece ve sadece iyi niyetle, geride kalan Sürüngen Beyninizi susturarak yapın.
Bu koşulları yerine getirebilirseniz ki isterseniz getirirsiniz, unutmayın önünüzdeki engel yalnızca sizsiniz ve gerçekten o insanın iyiliğini isterseniz, siz istemesiniz bile mutlaka Evren size öyle ya da böyle bir mesaj gönderecektir.

Diledikten sonra antenlerinizi açık tutun yani ;)

Sevgili Evren,
................. isim ..................(her kimse) için senden sadece iyilik diliyorum. O iyi olsun, senin tarafından gözetilsin, korunsun. Bugün ve bundan sonra ona hayatın hep güzelliklerini göster, yaşamın ne kadar keyifli olduğunu. Hep gülsün, tebessüm etsin ve çevresindekileri de tebessüm ettirsin. Ve kalbi hep hayata karşı sevgiyle dolsun, evrenin zenginlikleri onun olsun. Seninle bütünleşsin, tüm enerjinin içine yayılmasına izin versin.
Ve hep mutluluk okunsun gözlerinden.

Rana

PS. İçimizde olan ve bize Tanrı tarafından armağan olarak verilmiş affedicilik özelliğimiz, negatif enerjiye yapışmamanın ve onu serbest bırakmanın en güçlü yöntemlerinden biridir. Bunu da unutmayız umarım ;)

Bana son günlerde derin bir dinginlik veren Işık Elçi'den:

"Sonuçta herkes bildiğinin en iyisini yapmıştır. Haklılık ve haksızlık göreceli kavramlardır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder