Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

10 Şubat 2010

Soyulan Portakal Kalmasın Başucunda...


Dünyada sözlerin bittiği, kelimelerin tarife yetmediği bir şey var.

Ölüm...

Bir insanın bedeninin toprak altına girip, bu esnada ruhunun özgürlükle kucaklaşması..

Bir yanda ağıt, bir yanda düğün..

Hayatın başka bir paradoksu.

Ayrılık ve kucaklaşmanın bir anlık bütünlüğü.

AMA..

Dünyada sözlerin bittiği ve kelimelerin tarife yetmediği, hatta bazen ne kadar zorlasak da anlamsız kaldığı bir şey DAHA var.

Yarım kalmış bir aşk...

Ölümden de beter belki..

Henüz ölmemiş çünkü..

Verilmemiş fermanı kılıcı keskin, endamı geçgin padişah tarafından.

Ne olduğunu anlayamadan yalnızlığımızla kalmışız.

Sürgün olmuşuz ne olduğunu bilemediğimiz bir dünyaya..

Ayrılıkla...

Desek daha kolay olurdu belki..

Telaffuz dahi edilmemiş bir bitiş çizgisi, silik, puslu, soğuk, ürperten..

Bittik artık diyememek ama bitmek..

Zaten öyle değil mi hayat?

İlle de kelimelere dökmek gerekmiyor bazı şeyleri.

Biten, bitince, bitmiş oluyor, sözlere gerek kalmıyor..
Kalpten hissediliyor..

Eskide kalıyor, eski bir hikaye oluyor, sayfa çevriliyor..

Ama çevrilen sayfada yine aynı hikaye okunuyor..
Noktası, virgülüne kadar...

Silinmeyince kalpten,

Çevrilen sayfa da beyaz olmuyor haliyle..

Silik bile olsa zamana yenilmekten, direniyor kurşun kalem,
Yazıyor hikayeyi yine tam da başladığı yerden, yarım kaldığı noktaya...

Nokta da koyulamıyor, koyulan üç noktaların sayısı her gün katlanarak artıyor..

Oysa doğada hiçbir şey yarım kalmıyor..!

Yağmur ormanlarında kadim ağaçlar vakti gelip de yıkıldığında,
Toprağa karışıp, toprakta yokolup, yeni filizlere nefes oluyor..

Demek ki yarım kalan doğal olmuyor..
Onun adına da AŞK DENMİYOR..

Hal böyle ise,

Kurşunkalem dirense de sonlara,
Son noktayı koymak gerektir bazen..

Bembeyaz sayfalar, daha güzel başlangıçlar için.

Gömmek gerekiyor bir kağıda yazıp yarım kalan sevgiliyi toprağa,
Gerçekten gömmek ama, Hıdrellez dileğindeki gibi heyecanla, umutla, istekle, niyetle değil,

Gözlerden sessizce yanaklara süzülen, dil dudağa değince, dile tuz eken gözyaşlarıyla..

Doğumgünlerinde yakılan ve giden yaşı uğurlayan bir mum gibi...
Bir yaş gider, bir yaş gelir ne de olsa..

Öyle değil mi?

PS. Yarın yani Perşembe günü önemli bir olay vuku buluyor hayatımda :) Bir Cambridge TP'si..İyi dileklerinizle olacağım..

Her gün olduğum gibi..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder