Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

20 Şubat 2010

İKİGEN YALNIZLIKLAR


Çok korkutucu bir şey değil mi? Sürekli birisine bağımlı olma durumu. Elele, dizdize, dip dibe olmak, sürekli aynı havayı solumak, aynı kaptan iki ayrı kaşığı daldırıp çorba içmek gibi..

Herkesin kendine ait bir alanı, bir çerçevesi, bir sınırı, herkesin kendine ait bir hayatı olmalı. Sadece kendisiyle paylaştığı, sadece kendisini yaşadığı özgürce, maskelere gerek kalmadan.

Birliktelikler çok güzel bir şey. Aşk çok güzel bir şey, ama kişi kendisini koruyabildiği sürece. Yanlış olansa bizim o kişiden sürekli maskesiyle gezmesini istememiz. Ya da bizden bunun talep edilmesi. İlişkinizde bunun ayırdında mısınız? Bir sorgulayın bakalım.

Biz kadınlar, kazandığımız paranın büyük bir bölümünü kozmetik ürünlerine harcıyoruz. Neden? Çünkü aslında bütün gün bir maske ile geziyoruz. Önce fondöten, arkasından pudra, hatta kapatıcılar, sonra far, sonra kalem, sonra rimel, allık ve ruj’la maskelediğimiz yüzlerimiz elbette ağır geliyor bize bir süre sonra. Güzel olan her şeyin bir zamanı olduğu ve zamanı geldiğinde vazgeçmeyi kabullenmek gerektiği gibi, biz de akşamları yatmadan önce bu makyajı temizlemek zorundayız.Yani zorunda değiliz de, temizlemediğimiz zaman cildimizi kaybedecek olmanın da bilincindeyiz. Öyle olmalıyız, öyleyizdir umarım. Temizleyici köpükler, jeller, sütler, göz makyajı temizleyicisi solüsyonlar, ve ardından tonik ve nemlendirici kremler. Sonra nefes alan bir cilt..Aldığı her nefesle canlanan, kendini yenileyen..

İlişkiler de böyle aslında. Gidene, uzaklaşna “DÖN” demek aslında onun yenilenmesine, nefes almasına taktığımız bir çelmeden öte bir şey değil.

İlişki demek, aşk demek, sevgi demek, bağımlılık demek değil! Bunun ayırdına bir varabilsek. Hayatımızın ne kadar güzelleşeceğini, nasıl canlanacağımızı ve nefes almanın güzelliğini tekrar yeni baştan keşfedeceğimizi bir bilsek. Aynı anne karnından çıktığında ciğerlerine ilk havayı çeken bebek gibi hayat dolacağız aslında..Bir görebilsek!

Her dakika birlikte olmak, sürekli birlikte aynı şeyi yapmak, hatırı sayılır vakitlerimizi takdire şayan bir şekilde sadece onunla geçirmek...

Bu ölümdür aslında. Kişiliğimizin, benliğimizin, keyiflerimizin, isteklerimizin, BEN’in ölümü..

BEN'in BİZ'e dönüşümü.

Oysa tam da vaktinde BİZ olmalı, tam da vaktinde BEN kalmalıyız!

Kişiye yaşam hakkı tanımak lazım. Anlamayanın poposuna da bir şaplak atmak lazım ki, hayatın enerjisini tekrar içinde hissedebilsin.

Bana iyi bir şaplak inmiş anladığım kadarıyla, zamanında! Bundandır yalnızlığımın keyfini sürmem :)

İkigen ilişkilerimizdeki yalnızlıklarınızın kıymetini bilin, keyfini sürün. Bir kadeh içki alın, bir kahve koyun kendinize, sigaranızı tüttürün keyifle, eğer içiyorsanız, kitap okuyun, çok sevdiğiniz bir filmi bir kere daha izleyin kahkahalar atarak ya da ağlayarak...Hiçbir şeyi düşünmek zorunda kalmayın, kendinizden başka. Küfür etmek istiyorsanız küfredin, hayal kurmak istiyorsanız kurun, resim yapmak istiyorsanız yapın. Susmak istiyorsanız susun, konuşmak istiyorsanız konuşun.

Ama hala uyumak istiyorsanız hayata, o zaman gidin birilerine takılın, kendinize bir ilişki bağımlılığı yaratın. Hem kendinize hem o kişiye hayatı zehir etmeye devam edin. Önce yüzyüze başladığınız, dudaklarınızın buluştuğu ilişkinizde bağımlılılığı devam ettirin ama sırt sırta oturun. Arkanızı dönün.

Olacağı bu çünkü...

Er ya da geç farkeder mi?

Çocukları izleyin. Çocuklar her şeyi öyle güzel şekilde anlatırlar ki aslında da biz görmek istemeyiz. Büyüdük ya!

Çocuklar oyuncakları sever. Beğendikleri bir oyuncakla bir süre oynarlar ama sonra sıkılırlar. Yenisini isterler. Biz kızarız çocuklara maymun iştahlı diye.

Oysa doğrudur bir çocuğun bakış açısı. Hiçbir şeye tutunmamak lazımdır hayat adına, kendimizden başka. Sıkıldığında biraz geri çekmek lazımdır kendini. Çocuk belki başka oyuncak arar ama eski oyuncağını atmaz. Hatta olur da anne baba atarsa arkasından döktüğü gözyaşının haddi hesabı olmaz!

Çocuk gibi olmak lazım bu dünyada, çocuk gibi nefes almak..Çocuk gibi kendin kalmak.

Sahte düzenlere, maskelere karşı ayakta kalmanın tek çaresi buysa eğer, bir daha gözden geçirin derim ben ilişkilerinizi.

Eşinizi, sevgilinizi ya da aşkınızı toprağı kazıp gömmek yerine, bir güvercinin kanatlarında havaya salmak..

Bir yanda nefessiz kalmak, bir yanda daha çok nefes almak?

Hangisini tercih edersiniz?

Bir düşünün bence..

PS. Nazlı ve Peri kızının macerasını bekleyenler..Gelecektir merak etmeyiniz :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder