Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

18 Mart 2010

Yapmayın, yapmayın, yapmayın..


Ya da yapın, erteleyin, size bağlı, sizin isteğiniz, siz bilirsiniz elbette...

Ben yine de söylemiş olayım da ;)

Siz yine de şunların arkasına sığınmaya devam edin, isterseniz ;)

Bahaneler..Bananeler..Ananeler...

Sadece gülümsüyorum ve gülümsedikçe dünyam büyüleniyor =)

Abrakadabralar, büyümixler, kazanlar, süpürgeler, hepsi benimle.

Kişi, yolculuğa çıkmak istediğinde kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok!

Kişi yolculuğu göze aldığında, kendi yüreğinden başka kimseye ihtiyacı yok!

Ve o yürek aslında öyle kocaman ki!

En güzel yolculuklarımı yalnız yaptım bugüne kadar ama fiziksel ama içsel...

Atladın mı arabaya, takarsın CD player’ına şöyle karışık sevdiğin şarkılardan, açarsın pencereni, gözünde güneş gözlükleri, istediğin yerde durur, istediğin yerde devam edersin aynı içsel yolculuğun gibi...

Tek fark: Bir kere içe doğru yola çıktığında durmak istesen de duramıyorsun, zaten durmak da istemiyorsun. Enteresan bir şekilde...

En azından benim için bu böyle =)

Kişi değişmek istediği zaman direnmeye gerek yok...Sezgilerin sana değişmeni söylüyorsa binbir çeşit yolla, birilerine uzanmaya gerek yok...Destek almaya gerek yok...
Alırsanız ne güzel, hatta harika!!Kendinize yaptığınız en büyük yatırım olur. Elbette, ama alamıyorsanız da, tamamen normal..

Yolcu gitmek istediği zaman, yapması gereken tek şey “allahaısmarladık” demek ve gitmek. Ama önce Allaha ısmarlamamak... Siparişi ÖNCE kendine vermek! Verilen siparişi de ciddiye almak, bir nevi şef garson olmak...

Senin ciddiye almadığın siparişi, EVREN DE CİDDİYE ALMIYOR!

Tecrübe ile sabittir! =)

Bu kadar basit aslında..

Umutsuzluk çok büyük de olabilir, üzüntü çok derinde de olabilir, depresyon minörden majöre dönmüş de olabilir.

Gerçekten olabilir!

Farketmiyor aslında..

Zaten umutsuzluğun, üzüntünün ve depresyonun kocaman olduğu dönemde uzanan elleri de görmek pek mümkün olmuyor..

Uzanan elleri düşman sanabiliyor insan...Kendini geri çekebiliyor, savunma mekanizmalarının ardına sığınabiliyor...Kocaman kocaman duvarlar örebiliyor önüne, kimse ona ulaşamasın, incitemesin diye..

Kendini yeterince incitiyor insan böyle zamanlarda zaten...

Bu nedenledir zaman zaman “Yardım etmeye çalışıyorum ama dinlemiyor! Ne hali varsa görsün! İyilikten de anlamıyor, aman banane!” demelerimiz..

Kızmadan, sinirlenmeden, anlamadan, anlayış göstermeden önce bir kere değil belki bin kere düşünmek lazım..Anlamak lazım, anlayış göstermek lazım...

Neyse..

Bu nedenledir diyorum hep, kişisel gelişim adı üstünde kişisel..Herkesin ayrı bir kavşağı, ayrı trafik ışıkları, ayrı anayolları ve tali yolları var.

Kimileri otobandan gitmeyi tercih ediyor, kimileri eski yollardan geze geze, göre göre..

Kimileri yürümeyi seviyor, kimileri bir uçağa atlayıp gidiyor.

Varılacak noktayı kaybetmediğiniz sürece, nasıl, neyle, kimle, ne kadar zamanda, çok da farketmiyor.

Yola bir kere çıktınız mı, varılacak nokta orada sizi bekliyor.

Hatta bazen kazalar oluyor, trafik sıkışıyor, beklemek zorunda kalıyor insan..

Bu nedenledir, bu adresin başlığı: Benim yolculuğum...Bana yolculuğum...

Kimse benim yaşadıklarımı yaşamak zorunda değil..Kimse benim okuduklarımı okumak zorunda değil..Kimse benim katıldığım seminerlere gitmek zorunda değil..Kimse benim danıştığım insanlara danışmak zorunda değil..Kimse benim izlediğim yolu yürümek ya da bir taşıtla geçmek zorunda değil..Kimse benim gibi yazmak zorunda değil, kimse ben yapıyorum diye egzersiz yapmak zorunda değil, kimse ayda bir kere görüşmeye gitmek zorunda değil, kimse günlük tutmak zorunda değil...

Ben bunları yapıyorum...İstediğim için...

İstemek çok önemli..

İçten gelen istek..

Bir zamanlar, belimi sakatlamadan önce, bir spor merkezine üyeydim..Arkadaşlarım vardı orada, herkes başka bir şeyi severdi.

Bazısı pilates seanslarına girerdi, bazısı aerobik, bazısı aletlerde çalışmayı tercih ederdi, bazısı yüzmek isterdi, bazısı sadece güneşlenmek..

Neyi nasıl istiyorsak, öyle yapalım bence..Kendimize sınır tanımadığımız ya da varolduğunu zannettiğimiz sınırlarımızı zorladığımız sürece problem yok..

Kişisel Gelişimde de uygulanabilecek çok metod var aslında..

Hatta hiç metod uygulamasanız bile, bir şekilde varacağınız nokta değişmeyecek. Siz farkındalığa ulaşana kadar hayat size kızılcık sopası ile öğretecek..

Ama bir de mutlu mutlu ulaşmak var hedefe, kızılcık sopasının darbelerinden kurtarmak kendimizi.

Ve inanın bu bizim elimizde...

Bahaneler bulmaya hiç gerek yok...

“Amaaan Ankara’da çalışılacak iyi bir kişisel gelişim koçu yok! Hepsi İstanbul’da”.
“Aman borç içindeyim zaten, bir de ona harcayacak param yok!”
“Kitap okumayı sevmiyorum, böyle şeyler bayıyor beni!”
“İnanmıyorum”
“Ben realistim”..

VS...VS...

Yani mızmızmızmızmızmızmızmız da mızmız durumu!

Pırasanın tadını bilmeyen kadının-adamın “Pırasadan nefret ediyorum” demesi gibi bir şey, o kadar..

Ötesinde bir şey yok!

Çok büyük paralar dökmeye gerek yok..

Ben yolculuğumun yarısından çoğunu kendi çabamla, okuyarak, ve melek kalpli bir arkadaşımla birlikte çalışarak, sohbet ederek, uygulayarak geçirdim.

Sadece yolculuğum uzadı...

Belki gidilecek noktanın son ucuna varamadım daha ama o kadar çok yol aldım ki, ve bunu kimseden profesyonel destek almadan yaptım..

Almak istemedim mi? İstedim elbette.

Çok ciddiyim!

Ha tabi bir de başka bir konu var...

O da büyük bir hevesle başlayıp, ondan sonra vazgeçmek..

Hadi o da bir sonraki yazılardan birinin konusu olsun ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder