Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

6 Mart 2010

Give it! Give it! Just give it! =)


Michael Jackson Beat It'in Ranaca uygulanmış versiyonu...Give it! Just give it =)

Hayatımızda ışık görmek istiyorsak, vermeyi de öğrenmek zorundayız aslında.
Çok radikal bir başlangıç gibi görünse de bu satır, aslında bütünden baktığımızda hayatımızın tamamı vermek ve almak üzerine kurulu.
Yalnız denklemi yanlış yerden kuruyoruz çoğumuz...

Almadan vermemek gerektiğini düşünüyoruz. Oysa, vermeden almaktır garip olan.
Hani herkes, hadi herkes demeyeyim, inananlar, Kuantum Düşünce’den, Pozitif Düşünce’den, sevgiden, iyilikten, artılardan bahsediyorlar ya hayatımıza sokmamız an meselesi olan..

Bence de an meselesi..
Öyle bir an ki..

Vermeyi öğrendiğinizde vuku buluyor hayatlarınızda.
Zaten bu tarz düşüncelerin ana temasında da bu yatıyor aslında. Önce vereceksin, sonra alacaksın. Hatta almasan bile, sebat edip vermeye devam edeceksin, kalbinde yaşattığın tam olan inancınla.

Hani düşünce gücü vesaire ütopik fikirler ya!

Gerçekleştirdiğimiz, gerçeklik niyetine odaklanmış hayatlarımıza sokarsak bu düşünceyi, aslında değişen bir şey olmuyor..

Ekmek almanız için vermeniz gerekiyor.
Vermek için para kazanmanız gerekiyor.

Ama parayı kazanmak için yine vermeniz gerekiyor. Ne veriyorsunuz? Kendinizi, performansınızı. Performansınızı vermediğiniz sürece, hiçbir şey alamıyorsunuz.

Hangisi daha ütopik? Önce performansı gösterip, karşılığını almak mı?
Yoksa önce sen bana karşılığını ver, ben de performansımı öyle göstereceğim mi?

İkisini incelemek gerekirse şöyle kısaca, arkasında yatan düşünce de “ütopik”, inanmayanlara göre.. Fakat bu inanmayanlar neye inanmıyorlar, biraz daha oturup düşünsünler bence..

Performansını gösterip de alan insan, performansına yani kendine güvenen insandır. Korkmadan yeteneklerini sergiler, çünkü karşılığını bulacağını bilir. Korkusuzca hareket eder.

Diğeriyse, karşılığını alamama korkusuyla hareketten yola çıkarak, “sen önce bana karşılığını ver, ben de sana performansımı göstereyim” der. Çünkü inancında, kodlamalarında karşılığını alamamak yer etmiştir.

Hayatımızın her alanında bu böyle..

Çok özlediğiniz birine mesaj atmak istersiniz mesela. Onu özlediğinizi söylemek. Ama bir şeyler tutar sizi değil mi? Durdurursunuz kendinizi.

Hatta içki sohbetlerinde telefonları saklarsınız, sarhoş olur da ararsam diye =)

Sizin çektiğiniz mesaja karşılık gelmezse dünya başınıza yıkılır, tam da unutmaya başlamışken, tam da yeni yeni hayata tekrar adapte olmaya çalışırken bir hayalkırıklığı daha yaşamak istemezsiniz. Oysa karşı taraftaki insan da aynı şeyi düşünüyor olabilir. Ve vermeden bunu asla bilemeyeceksiniz.

Biz otururuz, otururuz, oturduğumuz yerden hayatlarımız düzelsin isteriz, her şey yolunda gitsin, her şey istediğimiz gibi olsun...

Tabi bize özellikle gençlik dönemlerimizde yüklenmiş, hayatımıza yön vermiş birtakım yanlış girdilerin de payı büyük hissettiklerimizde.

“Aman kızım çok yüz verme, erkek milleti kendini ağırdan satan kadınlardan hoşlanır.”
“Kadın milletine çok fazla yüz vermeyeceksin, ipleri bir kaptırdın mı, adın kılıbığa çıkar.”
“Erkek dediğin seviyorum demez, sevgisini içinden yaşar, belli etmez kadın gibi.”

Anlayabiliyor musunuz?

Bizden birtakım gerçekler gizlendi..Birtakım gerçekler bizden gizleyenlere de gizlenmişti. O gizleyenler de mağdurdu.

Yani bir suçlu yok!

Yoktu daha doğrusu.

Ama...21. yüzyılda, bilim bile artık birtakım gizleri açığa çıkarmışken, evrensel yasaların gizleri bir bir ortadan kalkarken her gün, eğer hala oturuyorsak, hala vermeyi bilmiyorsak, hala sevdiğimiz zaman sevgiyi dile getiremiyorsak, hala başkaları ne düşünür gibi garip inançlara sahipsek ama kendi düşündüklerimiz değilse önemli olan...

Suçlanacak kişi orada...Aynadan size bakıyor...Ve aynadaki yansıma bile bu kişisel tembelliğe bir anlam veremiyor zaman zaman..

Bu nedenledir, aynadaki görüntünün gözlerinin içine baka baka, verin...Ne istediğinizi açık ve net bir şekilde söyleyin.

Söylemek de vermektir, inanç ve netlik olduğu takdirde.

Önce kendi hayatınızı kendinize verin...Ama sadece verin...

Mesajınızın ulaşacağına dair tam bir güvenle..

PS. Çalışıyorum!!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder