
Hırsızlık...
Vikipedi’ye bakınca:
“Hırsızlık, yazılı kanunlar ya da toplumsal meşruiyet düzeyinde mülkiyeti kendine ait olmayan bir nesneyi, izinsizce alıkoyma, kullanma, nesneden menfaat temin etme işidir. “
En kötüsü nedir bu hırsızlıkların?
Gerçi hırsızlığın her bir çeşidi kötüdür ya, içinde sevgi barındırmaz bir kere, iyi niyet, ya da anlayış karşındakine.
Ama her şeyin iyisi-kötüsü olduğu gibi, hırsızın da iyisi-kötüsü, hırsızlığında beteri vardır.
Bence.
Para çalmak mı? Yerine konabilir..
Mücevherat? Tekrar alınabilir.
Çalınan son model bir araba..?
Hayatınızın sonuna kadar çalışmanız gerekse bile, ki çoğu zaman gerekmez, tekrar elde edebilirsiniz.
Peki ya çalınan aşklar, çalınan güven duygusu, çalınan sevgi, hatta belki de daha da ötesinde, öncesinde,
Çalınan zaman!
Bizim hayatlarımızdan...
Zaman çalmak?
Birinin kolundan pahalı marka saatini alıp kaçmak gibi mi mesela?????
HAYIR!
İlişkilere bakalım mı biraz yine?
Hadi bakalım.
İnsanları severim, mümkün olduğunca sevgiyle yaklaşmaya, biraz enerjim varsa, bir şekilde onlara da bulaştırmaya çalışırım. Sorarlarsa, talep ederlerse, isterlerse elbette.
Fakat tasvip etmediğim bir insan çeşidi var.
EVET! BENİM DE TASVİP ETMEDİĞİM BİR İNSAN ÇEŞİDİ VAR!
Ne istediğini bilmeyenler..Hatta, hadi onu da geçtim..
Ne istediğini biliyormuş gibi yaparak,
(ki bu çok önemlidir, yani bir şekilde sizi aldatarak ki aldatmak sadece yatakodalarında olmuyor, saten çarşafların üzerinde)
, karşısındakini yalandan isteklerine inandırarak, ikna ederek, bir şekilde kendisine yönlendirerek, ondan sonra hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yapmamış, tamamen saf, tamamen masummuş gibi, bir özür bile dilemeden, hiçbir açıklama yapmadan, hatta bir de sanki hala kendileri sütten çıkmış ak kaşıkmış da, bütün hata sendeymiş gibi davrananlar vardır ya!
İşte bunlardır beni benden alan..Ya da beni bana tekrar kazandıran!
Teşekkürler zaman hırsızları!
Yapabilirsek (m), anında kaçmak gerekir böyle insanlardan...Soru işaretlerine falan da hiç gerek yoktur kafalardaki. Hissediyorsunuzdur zaten yüreğinizde bir şeylerin yürümediğini, gitmediğini, kandırıldığınızı, aslında bu adam-kadın için çok doğru hissettiğinizi, ama onun söyledikleri ağır basar.
Size verdiği sözler, vaat edilenler..
Tam bir pazarlama uzmanıdır böyle kişiler...Hani kapınıza gelirler, elektrik süpürgesi satarlar ya size. Onun gibi.. Binbir çeşit marifet gösterirler. Önce hayatınızdaki bütün tozları, bütün kirleri, bütün yanlışları çok kısa bir süre içerisinde silerler. Her yer pırıl pırıl olur. Çıkan tozlar enfiye gibi hapşırtır. Yeniden doğarsınız. İşte aradığım, dersiniz. İşte beklediğim buydu!
İşte bu sefer oldu! Bu bir mucize olmalı!
Öyledir de ilk izlenimde!
Sonra hiç acımaz, parası neyse verirsiniz. Pahalıdır bir de böyle şeyler. Öyle ucuza kapatamazsınız. Taksit taksit öderim dersiniz, bir de kendinize borçlanırsınız.
Ödeme yapılır, faturalar kesilir, taksitler hesaplanır...Aldığınız şeye hayran hayran, belki biraz da eblek eblek bakarsınız..Kullanmaya kıyamazsınız, evinizin en güzel köşesinde seyredersiniz uzun süre. İlk kullanışta problem çıkmaz. Her şey güzeldir..Her şey pazarlama uzmanının size söylediği gibidir.
Derin bir nefes alırsınız..Bir “Ohhh” çekersiniz, şöyle..
Mutlusunuzdur...Mutlu....Çok mutlu..Hatta bir gece sarılıp, mutluluktan ağlarsınız...Başka bir gece mutluluktan içer, başka bir gece mutluluktan kahkaha atarsınız.
Sonra...
Bozulur...Tamire gider...Servis her seferinde daha çok paralar ister..Her seferinde daha çok ödün...Her seferinde biraz daha ezilmişlik duygusu...Her seferinde “hata yaptım”, “hatadan geri dönmeliyim” in farkındalığı, ama her seferinde alırken verilen sözler, yapılan akitler...
E satarken böyle dememiştiniz ama? Hani böyle olacaktı? Hani şunu hiç yaşamayacaktım?
İnanmaya olan özlem...İnanmaya olan hasret...İnanca olan bağlılık...İnanca olan tutku...
Anladınız mı ne demek istediğimi?
Anlamadınız mı?
Hani vardır ya, “her şey çok güzel olacak” la kulağımıza fısıldanan aşklar...”Şunu yaparız, bunu yaparız, bambaşka olacak” lar..
Ama dil yürekle bir olmadığında bunlar sadece dilden çıkarlar..
Siz yürekten emin olmaya bakın..
Ve yürekleriyle değil, dilleri ile konuşanlar! Sizedir bu satırlar:
Lütfen, ne istediğinizi bilin. Ne istediğinizden emin olun.
İstemediğiniz, hazır hissetmediğiniz, belirleyemediğiniz şeyleri başkalarının hayalleri üstüne yorgan gibi örtmeyin.
Bildikten ve emin olduktan sonra kararlı olun..
Yanında olmayacaksanız en güzel gününde, yanında olmayacaksanız, paylaşmayacaksanız en kötü gününü...
Yalan söylemeyin, dolandırmayın, kandırmayın.
Kafanıza esince öyle, kafanıza esince böyle olmayın.
Ve karşınızdakini suçlamayı bırakıp, şöyle bir dönüp kendinize bakın,
Ya vakit ayırın; ya da başkasının kıymetli zamanını ya da hayallerini çalmayın.
Ve hayalleri çalınanlar!
Bir kere anladınız mı, servis falan fayda etmiyor, ürün baştan defolu olunca, baştan defolu çıkınca olan sizin bütçenize oluyor..
Daha fazla çaldırmayın zamanınızı, dafa fazla inanmayın yalanlara, daha fazla tüketmeyin hayallerinizi, aşkınızı, bir yalancı kalp hırsızı uğruna!
Hırsıza yönelmek yerine, aksi istikamette koşmaya bakın...Hayatınızı, aşka olan inancınızı, kaybettiğiniz zamanı, geri alın, ve asla dönüp geriye bakmayın...O hep orada olacak, hep sizden bir şeyler çalmaya devam edecektir..Böyle beslenir çünkü..Haklı gururu, boş vaatleri ve bardakta yüzen zeytinyağı kıvamıyla.
Kaybettiğiniz hayat, kaybettiğiniz aşk, kaybettiğiniz zaman onu sizden çalan hırsızın elinde değil, tam aksi istikamette...
Gidilecek yol bilinmese de..
Biraz cesaret!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder