Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

16 Mart 2010

Araya Kimseyi Sokmasak Olabilir mi?


Üniversitedeyken ben, en sevdiğim derslerden biriydi. “Renaissance Poetry”. Hep sevmişimdir eski zamanları..Ortaçağ Avrupası’nı. Onca hataya, onca eksikliğe, onca yanlışlığa, onca işlenmiş günahına, boş yere öldürülmüş insanlarına rağmen...

Tarihin bize verdiği çok önemli bir ders var aslında..Neye inanıyorsanız inanın, hangi mezhepten olursanız olun, hangi dinin mensubu olursanız olun, aydınlanma çağından itibaren inandığınız şey ile aranıza kimseyi sokmamanız gerektiği. Hıristiyan olabilirsiniz ama ibadetinizi sorgulayacak, ya da inancınızı yaşatacak bir papaza ihtiyacınız yok. İsterseniz Yahudi olun, geleneklerinizi yaşatmak için bir hahama ihtiyacınız yok. Müslümansanız da, durum değişmiyor. Dinin gerektirdiklerini ya da inandığınız şeyleri yaşamanız için ne din adamlarına ne de verdikleri vaaza ihtiyacınız yok...

Kalbinizde, kalbinizle yaşamanız yeterli bazı şeyleri..

O büyük güce ulaşmak için.

Kimileri Allah diyor, kimileri Tanrı, kimileri Evren...

Ben bazen öyle diyorum bazen böyle..Çünkü dilimden çıkan ya da klavyemden dökülen kelimelerle kurmadığımı biliyorum iletişimimi.

Tek yolu düşünmek...

Zihnimde yaşamak ama kalbimde hissetmek...

Yani, hissederek düşünmek.

Hiiiiç boşuna uğraşmayın, bir zamanlar ben de PALAVRA diyordum ama öyle değil işte! Ama yine de ısrarcı olmamayı tercih ediyorum. Kişi öğrenmesi gerektiği zaman, her şeyi öğreniyor zaten. Başkaları ne derse desin! Çok da etkisi olmuyor.

Ama şu bir gerçek: Hayatımızda hep birilerinden onay bekliyoruz. Öyle bağımlı bir hale gelmişiz ki, onaylanmadığımızda kafamızdan aşağı kaynar sular iniyor, cayır cayır yanıyoruz.

Yüzyıllar önce başarılanları tepetaklat etmişiz, bir de bununla gurur duyuyoruz!
Sonra da oturup gözyaşı döküyoruz..

Gözyaşları seller olup çağlıyor.

Kendi gözyaşlarımızda, kendi yarattığımız cehennemde boğuluyoruz.

Kim kime öğretmiş ki cehennemde yüzmeyi?

Ailemizden onay bekliyoruz, eşimizden, sevgilimizden, arkadaşlarımızdan, patronumuzdan, komşumuzdan..

Onlar iyi derse iyi, kötü derse kötü belliyoruz...

Kendimize dönüp bakmıyoruz, bir kere bile..

Oysa ne Tanrı dediğimiz ne Allah dediğimiz yüce gücün, yani Evren’in aracılara, ulaklara, elçilere ihtiyacı yok...

Bir elçi tayin ettiğinizde de, elçiye zeval olmayacağından, kendimizi harcamış bulunuyoruz..

Oysa ister Tanrı, ister Allah, ister Evren zaten bizim içimizde..

Kulaklarımızı dikip tehlikeleri ya da güzellikleri dışarıda aramak yerine, azıcık kendimize insaf edip içeri dönmemiz yeterli.

Çok kötü bir durumda olabilirsiniz, dibe vurmuş olabilirsiniz, betiniz benziniz atmış olabilir, biçare olabilirsiniz – ki değilsiniz - ; tutunacak bir el aramayın boşuna!

Hiç bakmadınız mı bugüne kadar etrafınıza? Başkalarının yardımı ile ayakta kalanlar, ya da böyle zamanlarda tutunacak dalı başkalarının kollarında arayanlar, aslında hep mahkumdurlar bu cehennemi yaşamaya.

Ve kendileri kendilerini bu bataktan çıkaracak gücü kendi içlerindeki ağaçta değil de, ağırlığından batağın üzerine eğilimiş dallarda aramaya devam ettikçe daha çok ama daha çok batacaklar. Kendi ayaklarına güvenmeleri gereken zaman tam da dibe vurdukları zaman! Ki oraya kadar gitmeye de hiç gerek yok aslında ama.

Dibe vurana kadar akıl yerine gelmediyse en azından dibe vurduğunda ayaklarınız yükseltsin sizi!

Ha gayret!

Biraz Rönesans- Reform cesareti lütfen!

Onların paylaşma olanakları yoktu, internetleri yoktu, facebook’ları yoktu, kitapları yoktu, kitabevleri yoktu...Televizyonları yoktu, seminerleri yoktu, özel yaşam koçları yoktu.

Sadece sordular, sorguladılar, düşündüler, yaptılar.

Siz neden yapamayasınız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder