
33 yaşımdayım. Hatta, çok kısa bir zaman sonra artık 34 diyeceğim.
Tam 34 sene. Koskoca bir ömür, bana göre..Çok şeyi sığdıran, çok şey yaşanmış, tadılmış, anlamlanmış...
Kocamaaaan bir ömür geçirdim hayatımın geri kalanında...Ve biliyorum ki, kocamaaaaan bir ömür daha beni bekliyor..
Ondan sonrası....Kocamaaan başka bir şey...Bilemiyorum.
Hipotezleri okuyorum, kendimce anlamlandırmaya çalışıyorum ama hiçbirisine inanmıyorum..
Yaşayınca görmeyi, o zaman hissetmeyi, o zaman anlamını kendim yüklemeyi bekliyorum sadece...
Hissettiğim tek şey, bu dünyada ya da dünyanın ötesinde hiçbir şey bizim kötülüğümüz düşünülerek ya da sevgisizce kurulmadı. Bu nedenle güven doluyum belki de geleceğime.
Bence hayatımız boyunca yaptığımız en büyük hata!
Bir şeyleri yaşamadan, denemeden, görmeden...
Hani hepimiz HAKİMİZ ya!
Adaletin çekicini masaya vuruyoruz ve kocamaaaaan bir OLMAZ! Diyoruz.
Diyoruz da, neden diyoruz ?
Çok basit aslında bunun cevabı.
Çünkü Rönesans – Reform geçeli çok oldu. Tanrı ile kul arasında hiç kimsenin girmemesi gerektiği de söylendi ama...
Hayatımızın her anında, her köşesinde, her dolap arkasında başkaları var. Başkalarının düşünceleri, başkalarının söyledikleri, başkalarının inançları.
NEDEN?
Yalnızlık korkusu olabilir mi mesela?
Dışlanma korkusu?,
Hatta ve hatta evde kalma korkusu?
Yalnız kalmamak için istemediğimiz ortamlara giriyoruz. İstemediğimiz ortamlarda bizi arasına alıp kucaklayan insanların bize dikte ettirdiği şekilde yaşamaya alışıyoruz zamanla.
Çok enteresan değil mi? “HAYIR” demeyi bilmiyoruz mesela?
Oysa ne kadar kolay değil mi?
Tek kelime, o da cepte.
“HAYIR!”
Ama şimdi olur mu? “Hayır” dersek alınanlar oluuuur, küsenler oluuurrr, sonra bi daha bizi çağırmazlar bir yere, öyle kalırız kendimizle.
Tövbe tövbe!
“HAYIR” ... “HAYIR”... “HAYIR”
Hadi geçin aynanın karşısına. İstemediğiniz bir şey söyleyin kendinize. Sonra da
“HAYIR” deyin.
“HAYIR”
Çok rahatlatıcı olmalı. İstemediğiniz bir şeyi kabul etmemek. =)
Şunu da biliyorum...Çok ama çok iyi biliyorum...
Nikah masasında, nikah memuru sorduğunda, dilinden “EVET” diyen ama yüreğinden “HAYIR” çığlıkları yükselen kadınlar-adamlar...
HAH! Lafa geldi mi, Bu hayata bir kere geliyoruz, bu hayatı ölesiye yaşarız, kimse de bize karışamaz! Davulun sesi uzaktan hoş gelir öyle mi?
ÖYLE Mİ?
Gerçekten de ÖLÜMÜNE tüketiyoruz hayatımızı, söyleyemediğimiz bir “HAYIR” kelimesi yüzünden. Üstelik hiçbir derdi yok, sadece bir kelime.
Biz Erkan Yolaç’ın EVET-HAYIR yarışması ile büyümüş çocuklar olarak, yasaklamışız kendimize, HAYIR ları da, EVET leri de...
Ne içimizden gelerek EVET diyebiliyoruz, ne de HAYIR.
Ve şunu da tekrar söylemek gerekirse, en büyük emelimiz kendi hayatımız olmalı ise,
Gerektiğinde EVET, gerektiğinde HAYIR demeyi de bilmeli insan..
İsterse kalabalıklar yalnız bıraksın, dışlasın, isterse evde kendisi ile başbaşa kalsın..
Yeter ki çelişki olmasın kendi yüreğinde. Davulun tokmağı yüreği dövmesin!
Şunu unutmamak lazım bence...
BENCE!
Ne yaparsak kendimize! İster EVETlerle, ister HAYIRlarla.
Hangisi bizi,sizi, beni mutlu edecekse!
NE OLUR KENDİNİZE "EVET" DİYEBİLMEK İÇİN, BAŞKALARINA "HAYIR" DEMEKTEN, BAŞKALARINA "HAYIR" DİYEBİLMEK İÇİN DE, KENDİNİZE "EVET" DEMEKTEN KORKMAYIN!
Neydi düsturumuz: BİRAZ CESARET!
SADECE KENDİMİZ İÇİN! Çünkü şundan eminim ki, bireysel mutluluğunu yakalamış insanlar, çevrelerine de ister istemez mutluluk saçarlar, mutlulukla ışıldarlar.
PS. Çok çalışıyorum! ÇOK!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder