Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

15 Mart 2010

Rana...


"Hep ben, hep ben! Nereye kadar? Sonuna kadar elbette, bir son da olmadığına göre...HEP BEN AMA BEN :))
Hadi bu seferlik sustum..Biraz da başkaları beni anlatsın;)"

Bu yazı yabancıların deyimiyle bir testimonial (tavsiye) ya da praise (methiye) yazısı değil. Sadece hayatımda önemli olduğunu düşündüğüm birisinin ricası üzerine yazılmış bir yazı. Lütfen bu kapsamda değerlendiriniz bu yazıyı..

Bir şeyi anlatmanın en iyi yolunun o şeyin hikayesini anlatmak olduğuna inanırım, üstelik hikaye anlatmak konusunda oldukça kötü olduğumu bilsem de..Benden bu yazıyı yazmamı istediğinde emin olup olmadığını sordum. Verdiği cevap ise bu hikayeyi anlatmam gerektiğini dikte ediyordu bana...

Bazen altıncı hisse sahip olmadığını düşünen (ki bir erkek olarak doğal olarak içermediğimi düşünürüm) birisi olan benim dahi birşeylerin olacağını hissettiğim anlar olur. Birisiyle çok kısa süre içinde tanışırsınız ve yollarınızın uzun vadede o ya da bu şekilde kesişeceğini bilirsiniz.

Son derece ilgisiz bir mahreçte karşılaşmıştık. Genelde insanların tanışmayı tercih etmeyecekleri bir yer.. Hiçbir bilgi sahibi değilsinizdir karşınızdaki insan hakkında. Ama birşey size “evet evet, bu kişi gerçekten farklı ve tanımaya değer” der. İşte bu nadir anlardan biri Rana ile tanışmam sırasında gerçekleşmişti. Aradan geçen yaklaşık 2 yıllık süre içinde içimden gelen bu sesin bana doğruyu telkin ettiğini gördüm.

Benim İstanbul’da, onun ise Ankara’da yaşıyor olması nedeniyle farklı zamanlarda farklı sıklıktaki görüşmelerle tanıdık birbirimizi. Ama bu görüşmelerde birbirimizin en iyi ve en kötü zamanlarını görme şansımız oldu. Kötü zamanlarımızı da görmemize şans diyorum, yoksa birbirimizin hayata karşı, birbirine taban tabana zıt koşullarda nasıl bir tavır takındığımızı yani gerçek hikayemizi asla bilemezdik.

Tanıştığımız dönem Rana için bir kaos dönemiydi. Manevi ve maddi anlamda iyi sayılamazdı şartları. İşinde tamamlaması gereken çok ciddi sorumlulukları da vardı. Üstüne üstlük bazı sağlık problemleri de başından eksik olmuyordu. Olumsuz şeyler bir başladı mı hepsi üst üste gelir inancını taşımaması için hiçbir sebep yoktu ! Üstüne üstlük hayatını paylaşmakta olduğu iki varlık daha vardı hayatında: Buz ve Yumoş. İşler hiç de iyi gitmiyordu. Sağlık problemlerinin de buna eklenmesiyle hayatıyla ilgili çok ciddi kararlar almanın arefesindeydi. Yenilgiyi kabullenecek gibiydi ve durum öyle görünüyordu. Oldukça kısa süren ama yoğun bir görüşme trafiğinden sonra tamamen benden kaynaklanan bir sebepten ötürü -ki benim de kendi sorunlarım vardı doğal olarak ve pek de iyi durumda sayılmazdım-görüşmelerimiz kesildi. Özetle arkamda moralsiz, hayattan bezmiş, problemler yumağı içerisinde bir insan bırakmıştım.

Sonrası tam bir sene sonrasıdır.

Rana’yı merak ediyordum. Bir insanı kaybetmek kötüydü, iyi bir insanı kaybetmek daha da kötüydü. Birgün kararımı verdim ve görüşmek istediğimi ilettim. Beklentimin aksine son derece olumlu bir cevap aldım. Ama yine de karşıma çıkacak Rana hakkında pek de ümitli değildim. İki cümle kurabilirdim kafamda. “Rana oldukça zor durumda” ve “Aslında bunca olumsuzluğa rağmen hayata bağlı ama bunu sadece kendisi bilmiyor gibi”. Görüşmeden önce huzursuzdum, suçluluk duyuyordum ve karşımda yıkık bir figür göreceğim korkusunu taşıyordum. Zor zamanında yanında olmamıştım, olumlu da davranmamıştım.

Sonrası Türk filmi gibi değil. Pavyon yok, alkol yok, arabesk yok. Üstelik Amerikan yardımı da yoktu, sayısal loto da çıkmamıştı Rana’ya... Onu o denli iyi görmüş olmaktan gerçekten mutluluk duymuştum. Vicdanım da rahat etmişti muhtemelen. Rana’daki değişim inanılmazdı. Mutluydu, hayatla barışıktı, kendisiyle barışıktı, benle barışıktı :) İşlerini halletmiş, banka kredileri ödenmiş, evini değiştirmek zorunda kalmamış, sağlığı düzelmişti. Yani anlayacağınız filmlerde görülen cinsten bir farklılaşma yaşanmıştı. Bu değişim gerçekleşirken aslında hayatında hiçbirşey değişmemişti. Aynı maaşı almış, psikologlara gitmemiş, takımını değiştirmemişti (tek eksiği halen budur :)), sigarayı bırakmamıştı..Tek yapabildiğim çıkarsama, bu tür bir değişimin içsel olabileceği ve dışardan hazır gelecek bir paketle gerçekleştirilebilir olamayacağıydı. Keza öyle olsa herkes hemen çok mutlu olabilir ve dünya cennete dönebilirdi :)

Bu konuda hakkında çok konuşmadık, formülü veya reçeteyi sormadım Rana’ya. Sonrasında görüşmeye devam ettikçe ve yazdıklarını okudukça aslında değişen tek şey olduğunu gördüm:

Rana hayata artık farklı bakıyor ve herşey buna bağlı olarak değişiyordu ! Çevremdeki insanların tümünden daha pozitif oluşu, enerjisi beni inanılmaz etkiliyordu ve hala da etkiliyor.

Özellikle tekdüze yaşamın insanları bunalttığı, kendimize yabancılaştığımız, kendimizle yüzleşmeye bir saniye dahi ayırmadığımız (ayıramadığımız değil!), çoğumuzun kendimizi o ya da bu nedenle iyi hissetmediği bu dönemde, adına ne derseniz deyin, özümüzü anlama ve olumluya yönelme konusunda yazdıklarını okumak bana moral veriyor, kendimi iyi hissetmemi sağlıyor ve bana öğretiyor. Hayatımın bu döneminde benim de bir takım kararlar almam gerekiyordu ve itiraf etmeliyim ki, bu kararları alırken Rana bir case study olarak orada duruyor ve bana cesaret veriyor, üstelik okuduklarını düşündüklerini paylaşıyor ki bence en iyi tarafı bu..

Rana’nın deneyimi ve hikayesi aslında hepimizin hikayesi..

PS. Teşekkürler Akın Özkan :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder