Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

10 Mart 2010

İçi-dışı bir olmak gerekir...


İstediğiniz kadar atlayın, zıplayın, bağırın, çağırın, merdivenin en tepesine çıkın, sonra tekrar aşağıya inin, haykırın tek dayanağım kendimim diye...

Kızın, öfkelenin, sevinin, kahkaha atın...

Ben kendimi seviyorum diye haykırın arabanın penceresinden!

Öyle değil ise eğer..

Öyle değildir.

Ve gökyüzündeki yıldızlar yanıp söner!

Kafanızı eğip de gökleri kandırdığınızı düşünürken, yalanlarınız kendinizedir aslında.

Siz kendi yüreğinizi aldattıkça, sizi aldatanlar da çok olur!

Kendinizi usandırmaktan, çevrenizi usandırmaktan başka bir halta da yaramaz!

İsterseniz aksini iddia edin, ama öyle değilse, öyle değil.

Keşke “ben optimistim” deyince, optimist olunabilseydi.

Öyle değil işte.

Facebook hayatımıza girdi gireli, mertlik ciddi anlamda bozuldu. Kendi kişiliklerimizi böldüğümüz yetmiyormuş gibi, zaten binbir parçaya bölünmüşlüğümüzden ders almadığımız gibi, gidilecek daha çok yolumuz olduğu gibi, varılacak çok istasyon misal..

Bir de facebook sayesinde kişilik bölünmesi yaşıyoruz, ya da profil bölünmesi desem daha mı doğru olurdu acaba?

Gerek yok arkadaşlar, gerçekten. Hem de hiç gerek yok!

Hayatınızda depresif, pesimist, kötümser, uyumsuz takınıp da, kend kendinizle çelişip de, aynaya baktığınızda karşıda gördüğünüz insana, içinizden gelerek “seni seviyorum” diyemedikçe, uyandığınızda önce kendinizi, sonra uyandığınız günü kucaklayamadıkça, tebessüm edemedikçe,

Daha önce de söylediğim gibi, yorganı her seferinde kafanıza biraz daha çektikçe,
Boşuna kürek sallıyorsunuz, sadece kas şişiriyorsunuz demektir.

Dıştan iyi görünüp, içte kötü hissetmek midir,
İçte harika hissedip dışta kötü görünmek midir aslolan?

Yoksa ikisi de değil midir?

İçte iyi olup da, dışta kötü olmanın olabilirliği var mıdır?

Bir ülke gibi..

İçişleri iyiyse, yerindeyse, dış mihraplar el sürebilir mi?

Kimse yokken, “kendi kaderine ağlayanlar”, hala “kaderine inanalar”, hala “hayatlarını başka bir gücün yönlendirdiğini duyumsayanlar”...

O zaman daha çok erken demektir. Unutmak lazım bir süre, takmamak, üstüne gitmemek, zorlamamak...

Geç olsun güç olmasın demek değil ama asla!!

Geç olmasın güç olmasın ama zorla olmasın. Olmaz da zaten! Olmaz! Olmaz! Olmaz!

İçinizden geçenleri, dışınıza yansıttıklarınızla bir tutamıyorsanız, bence bir durun!

İletilerinizde yaşam sevinci dağıtıp da, bilgisayarın ekranının durduğu sehpada kültablası ağzına kadar izmarit dolduysa, içki şişelerinin dibi küf koktuysa, gözyaşlarınız yastığınızı her gece çağlayanlar gibi ıslatıyorsa...

Bi durun!

JUST STOP!

Yolun başında olduğunuzu hatta belki de daha o çıkmaza gelmediğinizi bir anlayın ki, hayat da fırsatları ona göre sunsun önünüze..

Yoksa girdiğiniz her sokak girilmez levhaları ile dolu olacak, bir delilik edip girseniz bile, çıkmaz sokak levhasını gördüğünüzde U dönüşü kaçınılmaz olacaktır.

Zamanı gelmediyse eğer, bekleyin, ama ne olur depresif takılıp da pozitif olma ayaklarına yatmayın.

Ha! Size gülenler mi olur? Boşverin gülenleri, dalga geçenleri, arkanızdan konuşanları...

Umrunuzda olmasın!

Madem dürüstlüktür en büyük sıçrama, bari kendi kendinizi kandırmayın!

İçişlerinizi düzelttiğiniz anda, dışişleriniz otomatikman düzelecektir.

Zaten birilerinin gözüne girmek, ya da birilerine öyle görünmek ise gönüllerde yatan, bence daha gidilecek çoooooooook yol var demektir.

Ama önce o yola girmek için gösteriş değil, istekli olmak gerektir!

BENCE..

Naçizane..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder