
Sabah kalkmışım, hazırlanmışım, giyinmişim, süslenmişim, köpeğimi öpmüşüm, kedimi okşamışım, aynada kendime göz kırpmışım...
Tam kapıdan çıkacağım, köpeğim heyecanla son bir atak yapıyor bana ağzında oyuncağıyla, salonun öteki ucundan sıçrayarak, atlayarak, hoplayarak hatta biraz da homurdanarak bana doğru koşmaya başlıyor...Ve en tehlikeli silahı, kuyruğuyla birden şirinler şirini sehpamın üzerinde duran kahve bardağını deviriyor..
Tuzla buz olan bardağa mı yanarsın, yere dökülen kahveye mi? Tam da çıkıyordum, şimdi cam kırıntılarını da temizlemek lazım, yoksa çocukların ayağına batabilir, temizlemeden çıkamam, ama servisi de kaçıracağım o zaman...
Hmmm...Nasıl yapsak?
Salonun kapısını mı kapatsak acaba? Akşama kadar evin diğer köşeleri ile idare etsin çocuklar.
Gerçi akşam da yorgun argın geliyorum, şimdi bir de akşam gelince hemen koş vanish al, suya karıştır, sonra fırçala fırçala, süpür iyice cam kırıntısı kalmasın...
Hay allah! Servisin gelmesi de an meselesi!
Ne yapsak da bu durumdan kurtulsak?
Sabaha da böyle başlanır mı yani?
İşlerim bugün ters gidecek desene!
Hay allah çok da önemli bir gündü bugün! O kadar da hazırlanmıştım toplantıya!
Tam da bu kez kendimi şanslı hissediyordum..
Şimdi ben bu şansla, yediğim bu haltı temizlemeye kalksam kesin başka bir şey daha olur, kıyafetlerimi de batırırım..
Başka pantolon da ütülememişim, görüyor musun?
Etek giysem...Hmm o da olmaz. Geçen gün çorabım kaçmıştı.
Hep nazar değdi. Hep nazar değdi..
Elemtere fiş, kem gözlere şiş...
De dedim durdum ama, o gözler yok mu o haset gözlerde gizlenen kinler...
Diyorlar da inanmıyorum sonra, babana bile güvenmeyeceksin bu dünyada!
Canım cicim diyorlar ama içten içe kıskanıyorlar besbelli.
Hah istedikleri oldu işte, sabahtan başladık bugün tersliklere..
Hay allah! E tabi sol tarafından kalktım bugün yatağın..Bak görüyor musun? Kupa da ondan kırıldı zaten...
Hatta yüzümü 3 defa değil 2 defa yıkadım..Şeytan uyanık kaldı şimdi görüyor musun?
Bir excorsist oldum ben.
Sakarım ben sakar!
Ne gerek vardı ki!
Hah! Sabaha güzel başladık da ne oldu işte!
Annem derdi hep zaten, giysilerini ters çıkarma, ayakkabının önce sağ tekini giy, evden içeri girerken sağ ayağını kullan, dışarı çıkarkan yine sağ ayakla çık..
Aynada kendime bakıp göz kırptığımda “maşallah” da demedim zaten..
Nazar!Vallahi de nazar! Billahi de!
Kurşun döktürmek lazım!
Var mı acaba birileri!
Öyle her yerde de döktürülmez ki!
Ocak lazım...El vermiş olması lazım...
Birsürü hikaye....
!!! Böyle mi oluyor zannediyorsunuz!!!
Hayat böyle keyifsiz bir şey mi?
Sizce bir kahve fincanı ve bardak bu kadar güçlü olabilir mi, benim zihnime hükmedecek, bütün inançlarımı, beklentilerimi değiştirecek ve de sonrasında bütün günümü altüst edecek kadar...
Başa dönelim mi?
Dönelim.
Bence..
Saat çaldı. Kalktım..Köpeğimin burnu...Homur homur...Gülümseme..Kafa okşama...Öpücük...
-Günaydın Buz!
Ayakucundan gelen prrr prrr sesleri..
-Günaydın Yumiyum!
Hadi kalkalım bakalım...
Gerinmeler...Esnemeler...Pencereye gitme...Pencereyi açma...Mis gibi havayı içe çekme...
-Günaydın cikcik öten kuşlar..Bahar geliyor değil mi? Keyfiniz yerinde..Biliyor musunuz? Benim de!
-cik,cikcik,cik,cikcik...
Buz’la sokağa çıkılır...Sabah rüzgarında, sabah karında, sabah yağmurunda, sabah güneşinde güzel mi güzel, keyifli mi keyifli, bol sohbetli bir yürüyüş yapılır...
Köpekle konuşmak mı?
Evet! Köpekle konuşmak! Ne var ki, şunun şurasında ben egomla bile sohbet ediyorum..
Sabah güneşi de sidikliye vurmaz ayrıca...Gayet de aydınlatır yüzleri kadar yürekleri de güzel olan insanları...Kadınları-erkekleri..
Sabah o saatlerde (06:30 civarı) koşuşturmaca içerisinde birçok insan vardır aslında sokaklarda. Sizler uyursunuz...Onlar çalışırlar...Selamlaşırlar, kendisine tebessümle “günaydın” diyene “hayırlı sabahlar” dileyerek devam ederler işlerine, güçlerine..
Gazete dağıtanlar çok olur mesela sabahları...Apartman görevlileri ekmek, süt, gazete servisindedir. Bir de benim gibi yüreği güzel köpek sahipleri...Hepsi selamlaşırlar.
Bir başkadır sabah samimiyeti...
Sonra hazırlanma faslı.
Sabahın olmazsa olmazı.
Mis gibi kokan, sıcacık bir kahve...Şekersiz...Kremasız...
Klasik rutinler...Ama keyifli rutinler..
Hmmm...ne giysek....ne taksak...saçlarımızı nasıl yapsak???
Tamamdır!
Aynanın karşısında olumlama zamanı....
Aynaya bak, kendine güzel şeyler söyle...
Bir de sabah sigarası...
Sonra tak çantanı sırtına.....Hooooop ...
-Buzzzz, Buzzz, dur koşma aşkım devireceksin bir şeyleri...
Hooop....Bardak gitti..
-ooo,bugun enerji seviyesi yuksek....Her sey cok guzel gececek..Bardaklar bile yerinde durmuyor, köpeğim fıttırdı, ben keyifliyim, kuşlar cıvıldıyor..
Aceleye, paniğe gerek yok...Hallederiz şimdi!
PS. Bazen hayatımızdaki kötü görünen şeylere bakış açımızdır hayatımızın akışına yön veren. Bir bardak kırılır, biz ise bin bardak kırılmış gibi davranır, hatta bir de üzerine hipotezler üretiriz...Beklediklerimizi yaşarız sonrasından da..Önce elbiselerimiz mahvolur, sonra servis kaçar, sonra yolda düşeriz, düştüğümüz yerde dizimiz kanar, taksiye bineriz, yeterli para yoktur, atm’de dururuz, geçici olarak servis dışıdır, ya da beklettiği için özür diler, sonra yeni bir atm ararken, taksimetre en güzel konserini vermeye devam eder, gitti paracıklar....
Devam edeyim mi?
Bir nefes alayım önce..
Muhtemelen geç kalırsınız, bir de azar işitirsiniz, ya da hor gören bakışlar...
Devam edeyim mi?
Moraliniz bozuk ya!
Aksi gibi toplantı dosyanızı da evde unutursunuz...
Oysa sadece kırılan bir bardaktı...
Ama şimdi...
Kalbinize batar cam kırıkları...
Günaydın herkese! =)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder