
Dur barmen arkadaşım, bu kadar kafi, getirme artık bira, doldurma kadehimi...Başım dönüyor...
Sever misiniz içki içmeyi?
Ben biraralar çok sıkı içerdim. Sonra uzunca bir süre ağzıma içki koymadım. Sonra dengeyi buldum, ara ara çıkar oldum, bira içtim, kalabalık caddeyi seyredip kitabımı okurken.
Denge...
En önemlisi de bu aslında.
Şanslılık ve şanssızlık...Denge
Gündüz - Gece...Denge
Düşler - Kabuslar...
AMA DENGE!
Öğrenci isek eğer, dengeyi kurmak lazım. İnek dediğimiz tabirle, sürekli ineklerseniz, çok bilgili olabilirsiniz, alim olabilirsiniz, önce üniversiteyi yüksek şeref listelerinde bitirip, ardından M.A. yapıp ardından PhD, sonrasında da profesörlüğe kadar yolu var...Hatta bir bilim adamı olabilirsiniz ama bilgelik? İşte o olmaz! Hayat tecrübeniz sadece bilgilerle sınırlı ise, zor! Tecrübe yaşam kokar çünkü, yaşanmışlık kokar! Yosun tutmuş kitap sayfalarının arasında bulamazsınız onu. Bulduğunuz sadece başkalarının tecrübeleri olur. Oysa esas olan sizin kendi yaşanmışlıklarınız, kendi deneyimleriniz, her gün yeniden filizlenen hayatınızdır.
Ve hayat her gün ama HER GÜN filizlenir.
Bu nedenle, dengeyi kurmak lazımdır. Ders çalışırken, sosyal aktivitelere de vakit ayırmak, eğlenmek, gülmek, ağlamak, aşık olmak, terkedilmek, sonra terketmek, sarhoş olmak...
Hiçbir kitap yazmaz bunları çünkü sizin öykünüzdür bu. Siz kaleme almadığınız takdirde sizin yüreğinizde yer edinir kendine.
İçerken de durum pek farklı değil. Ayırdına varmadan içerseniz, içtikçe daha çok içerseniz, sonunuz bellidir. Daimi bir unutkanlık! Yap, et, söyle, kalp kır, bencil davran, üz, yık, yak...Boşlukları istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Her insanın hayal gücü geniş ne de olsa! Sonra iç iki kadeh, ohhhhh, eller havaya! Unut gitsin. Sevdiğini unut, sevmediğini unut, aşkını unut, nefretini unut. Unut gitsin. İki kadeh içkiye bakar. Var mı itirazı olan?
Ya yemek yerken? Dünya bağırıyor dengeli beslenme diye! Aynaya bakıyorsunuz, hoşlanmıyorsunuz ama dengesiz beslenmeye devam ediyorsunuz...
İlişkilerde de durum pek farklı değil aslında.
Bence en büyük hatalardan birisidir.
Denge kuramamak.
Eh! Kolay değil tabi, insan kendi içinde dengesini bulamadıktan sonra, ilişkisinde hangi dengeden bahsetsin? Nasıl kursun? Bir de üstüne çıkıp, nasıl dengede dursun?
Kolay mı?
Bu nedenle midir, üzülmek yetmez kadın-erkeklere, güvenmeye devam ederiz, hiç güvenilmeyeceklere?
Bu nedenle midir, sürekli beklemelerimiz bizi bekletenleri?
Bu nedenle midir, kaçışlarımız bize aşkı verenlerden, sunanlardan?
Bu nedenle midir elde edene kadar peşinden koşmalarımız, sonrasında salla gitsin tavırlarımız?
Şöyle bir bakıyorum da etrafıma, kendime, içime...
Kendimizi ne çok üzüyoruz aslında bizi üzmelerine izin vererek! Onaylayarak, bekleyerek...
Sabrederek...Neyin sabrıysa!
Durmuşuz denizin kıyısında, açmışız kapılarımızı ardına kadar, gemi geliyor, biraz soluklanıyor, sonra “hadi bana eyvallah” diyor, yeni yolculuklara yelken açıyor.
Biz bekliyoruz.
Sonra...
Gemi sıkılıyor, benzini tükeniyor, tamire ihtiyacı oluyor.
Yine geliyor!
Nasılsa kapılar ardına kadar açık.
Liman orda onu bekliyor, soluklansın diye, dinlensin diye. Yeter ki dönsün de nasıl dönerse dönsün diye.
Sonra..
Yine yeni bir yolculuk..Liman yerli yerinde.
Kıssadan hisseye, kapatın kapılarınızı o yaramaz gemiye! Atlayın bir yelkenliye, ve siz çıkın keşfe! Oturup da bekleyerek eline bir şey geçmiyor insanın!
Unutmayın evren enerjiyi seviyor. Hem de pasif olanını değil, aktif olanını! Ve SEVGİ de pasiflikten hoşlanmıyor, bu da böyle biline!
Hareket zamanı geldi de geçiyor, bence atlayın gemiye!
Sığınılacak liman olmaktansa, yolculuklara yelken açan bir gemi olun!
Sürekli beklemektense HAKETMEYENİ, dengeyi kurun, önce siz HAKEDİN beklentilerinizi!
Oturarak değil, yolculuğa çıkarak, yaşayarak, deneyerek, yanılarak, öğrenerek, NEFES ALARAK!
Aşk dünyanın en güzel dili, bu dilden usanmamak adına, her yerde, hayatımızın her anında denge!
Azı karar, çoğu zarar mevzusunda geri dönene bir şans daha vermek, ama bir şans bir şans daha, bir şans daha derken...
Kendi şansımızı yerle bir etmeden...
Unutmayın ki, kendi şanssızlıklarımızı da yaratan biziz aslında, belki de başkalarına şans tanımadan önce yapmamız gereken, kendimize bir şans tanımak olmasın sakın?
Biraz düşünelim bence bunun üstünde!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder