Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

4 Mart 2010

EBRU'm...


Tek bir satır...

“Biri Rana’yı durdursun!”...

Yazıdan sesler dökülür mü kulaklara? Bence dökülür. Yazıların da tonlamaları, aksanları, sesleri, diksiyonları vardır.

“Biri Rana’yı durdursun!”

Bir kulağımdan girip çıkar gibi oldu belki, o dönem..
Ama çıkan kulağıma takıldı kaldı, küpe oldu.
İyi ki de oldu..

Yorgunluk nedir çok iyi biliyorum ben...Bitkinlik...Hiçbir şey yapmama isteği..

Hiçbir şey derken, gerçekten hiçbir şey kastım.

Yemek yapmak? I-ıh.
Evi temizlemek? I-ıh.
Arkadaşlarla vakit geçirmek? I-ıh.
Aileyle vakit geçirmek? I-ıh.

Çok büyük bir suç işlemişsin de, bir de kendi kendine hüküm vermişsin. Hücre cezasında, karanlıkta, saçmasapan şeylere döktüğün gözyaşlarıyla, her dakika kendini biraz daha kapamak...

Dizlerini karnına çekip, tostop oturmak...

Köpeğinin başını bile okşamaya gücü olmamak...

Hiçbir şey yapmamak...

Ama hiçbir şey yapmamaktan bir dost edinmek...

Gerçek bir dost..

Hani hayat boru sürecek cinsinden...

Aman böyle söyleme nazar değer şimdi, demeyin...
Yürekten gelen hiçbir şeye nazar-mazar değmez..

Biliyor musunuz?

Hayat gerçekten çok güzel ve çok sadık..
Bazen siz, biz, ben hayattan vazgeçiyoruz ama o bizden vazgeçmiyor asla.
Biz umutlarımızı kaybediyoruz, ya da kendimiz yokediyoruz ama..
O hep bizim için umutlu...

Bu yüzden güzel hayat..

“Biri Rana’yı durdursun”.

Adını bile yeni öğrendiğim bir kadından, yazdıklarım üzerine, mahvolmuşluğum, ve de acılarım üzerine yazdığım ve bir gruba yolladığım yazının ardından...

“Biri Rana’yı durdursun!”

Yani, biri Rana’yı sustursun, Rana saçmalamasın artık, Rana kendine gelsin, Rana hayatı çok ama çok sevsin...

Rana da çok takıyor ya o zamanlar!

Ne başkalarının söylediklerini, ne başkalarının yaptıklarını, ne kendi yüreğini, ne de kendi sesini...

Örümcek ağları bağlamış zihninin köşelerinden tek bir ses yankı yapıyor, “Bittin sen Rana, artık toparlanamazsın!”

Kendi kendime nanik!

Bir gün, köhne evinden çıkmaya karar verdi...O sesin sahibiyle buluşmaya gitti. Önce yadırgadı sesin sahibini..Ne çok gülümseyen, ne konuşkan, ne çok bilen ve ne kadar da pozitif bir kadındı..

Hah işte! Tam da Rana’ya göre..Tam iplenecek cinsten yani!

Fırsatı kaçırabilirdim...O kadın, hayatımdan çıkıp gidebilirdi..

Merak ediyor musunuz? Ne oldu?

Hayat öyle bir şey ki, fırsat sizin karşınıza çıkmakla yetinmiyor aslında. Hani derler ya, fırsatlar rüzgâr gibidir, eser geçer, kaçırıverirsiniz.

O kadar acımasız değil hayatta karşılaştığımız fırsatlar..

İkna oluncaya kadar, tutunuyorlar size sıkı sıkı...

Bir şans daha veriyorlar, bir şans, sonra son bir şans daha...

Arada bir yerlerde yakalarsanız, ucundan tutarsanız, denize düştüğünüzde yılana değil de, size uzanan ele sarılırsanız en sonunda...Hayatınız günden güne güzelleşmeye devam ediyor..

Hücre cezası bitiyor, yavaş yavaş nefes alıyorsunuz tekrar...

Onun adı...

EBRU...

Mahvoldum dediğim, ezildim dediğim, bittim dediğim...Her şeyi bırakıp gitmek istediğim, arkamı dönmeden gitmek istediğim ama yüzümü önüme bile alamadığım bir dönemde şu sözlerle girdi hayatıma!

“Biri Rana’yı durdursun!”

Sonra tanıdık birbirimizi, her geçen gün paylaştık...

Ve en sonunda, ne mutlu bana ki!

Biliyorum içinden geçenleri...

“Rana hep devam etsin! Rana hep konuşsun!"

Herkesin ve benim BENDEN vazgeçtiği bir dönemde, bana en büyük motivasyon oldu..”Yaparsın” dedi. “Korkma” dedi. “Yok bir şey” dedi.

Hiçbir şey söylemese, konuşmasa, aramasa,....
Hep orada oldu ve ben hep hissettim..

Ve ben...

Bugün...Kişisel Gelişim alanında bir parça olsun ilerleyebildiysem...

Sevimli bir midilli gibi hayatımın en büyük Kuantum Sıçraması’nı gerçekleştirdiysem..
Bunu Stefano Elio D’Anna’nın, okuduğum ilk kitabı olan Tanrılar Okulu’na değil, bunu bana hediye eden ve göğüs kafesinin altında mükemmel bir kalp taşıyan, gözleri sevgiyle parlayan dostuma borçluyum.

Ebru,
Seni hayatıma sokan Tanrı’ya sonsuz şükran doluyum.
Seni çok seviyorum.

PS. Yaklaşık 1 aydır aileme vakit ayıramadım, yaşadığım yoğun dönem yüzünden, bir yandan çalışmalarım, bir yandan kendi adıma çalışmalarım, bir yandan o bu...Hayat! Bu haftasonu ailemle vakit geçireceğim. Aynı zamanda uzun zamandır görüşmediğim, görüşemediğim bir arkadaşım geliyor İstanbul’dan, onunla eğlencenin altını üstüne getireceğim, ve Pazar sabahı da manevi kızımla kahvaltıya gideceğim..
Pazartesi görüşmek üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder