Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

26 Ocak 2010

SEN KİMLE DANSETTİĞİNİ BİLİYOR MUSUN?



Dün gibi hatırlıyorum. Seneler önce ablam Reiki’ye merak sarmıştı. Reiki toplantılarına giderdi. El almak dedikleri bir şey var ya, aşama aşama gelişiyorsunuz. Birtakım aşamalardan geçti. Kendimi hatırlıyorum o zamanlar. Ablama verdiğim tepkileri. Komik buluyordum. İnanmıyordum, gülüyordum, hatta yapılabilecek en belki de en kötü şeylerden birini yapıyor ve ablamla inandıkları uğruna dalga geçip onunla alay ediyordum. Çocuklar bazen çok acımasız olabiliyorlar. Hele küçük kız kardeşler! :)

Ben dalga geçmeye devam ettim, çevresindekiler inanmamaya devam etti. Annemle konuşmalarımızı, kıkır kıkır gülmelerimizi bugün gibi hatırlayabiliyorum. Zaman enteresan! Şimdi de hatırlayıp kendime tebessüm ediyorum. O zamanki inançsızlığıma, saygısızlığıma ve anlamak için hiçbir şey yapmadan yerimden ablama çomak sokmama. Hani geçen gün benim kitap okumama çomak sokmak isteyenlerle ilgili bir yazı yazmıştım ya! Belki de bu da benim Karmamdır. Kimbilir :)

Bazen annemin başı ağrırdı, ya da benim. Ama zamanın Fen bölümünde okuyan ben ruhani dünya ya da kişisel gelişim diye bir olgunun varlığından bihaber, ablamın ellerinin arasından bedenime akan sıcaklığın bir çeşit bilimsel açıklaması olduğu gerçeğini arayıp durmaktan o anın keyfini yaşayamadım. İnançsızlığım yüzünden yıllar sonra hüküm giydim :) Kuantum Fiziği her şeyi açıklıyordu yeterince ve beni ikna edecek kadar. Dünyada gördüğümüz ya da göremediğimiz, duyduğumuz ya da duyamadığımız, dokunduğumuz ya da dokunamadığımız her şey bir enerjiden ibaret, evet. Ve düşüncelerimiz, hislerimiz, hayatımızla ilgili yazdığımız senaryolar, hayallerimiz, rüyalarımız, çalışmalarımız, başarılarımız, attığımız her adımın enerjisi..Korkutucu değil mi?

Kim için?

Evet, kim için korkutucu?

EGO için.

E benimki tepetaklak olmayı sürdürüyor her geçen gün, korkmasın da ne yapsın?

Daha bu akşam bir arkadaşımla EGO üzerine konuşuyorduk. Ve orada da şu sözleri sarfettim. Kişisel Gelişim cesaret ister. Cesur olanların izleyebileceği bir yoldur çünkü ancak cesur olan ve harekete geçen insanlar EGO ile çetin bir mücadele içine girip, durumu dengeleyip , yara almadan ve yılmadan çıkabiliyorlar.

EGO yu sağır sultan bile biliyor. Gerçi bizim Fevzi Abi’ye sorsam Fevzi Abi, EGO ne? desem, muhtemelen bana doğalgazdan falan bahsedebilir, ya da otobüslerin bağlı olduğu merciiden.

Okuduğum kitaplara baktım, şöyle güzel bir EGO tanımlaması döşemek için ama vazgeçtim. Madem bu benim kişisel gelişim tecrübem, EGOdan ne anladığımı da kendim, kendi cümlelerimle anlatmalıyım. Elbette bana bu tanımlamalarda yol gösterecek olan bugüne kadar okuduğum kitaplar, ve sayelerinde edindiğim bilgilerdir.

Birkaç örnekle yapacağım sanırım bu işi.

Harika bir insanla tanışıyorsunuz, çok güzel vakit geçiriyorsunuz, sizinle ilgileniyor, size sürprizler yapıyor, aslında uzun zamandır hayalini kurduğunuz bir ilişki yaşıyorsunuz. Ama sizi rahatsız eden bir şeyler var. Birtürlü güvenemiyorsunuz. Ve bir gün ya yüzyüze, ya bir mektupla, ya telefon ederek, ya bir sms ile ya da e-mail ile ya da facebook’ta duvarına yazarak bu ilişkiyi bitiriyorsunuz. Ya da hatta ona haber vermeye tenezzül dahi etmiyorsunuz ve ilişki statünüzü değiştiriyorsunuz. Nasılsa umrunda değilim! Eğer mesaj karşı tarafa ulaşırsa da giden mesaj şu oluyor: Bu ilişki bitmek zorunda çünkü ben geçmişimde çok yaralar aldım ve sen beni üzeceksin! Karşı tarafta bir HÖNK durumu elbette. :) Nasıl olmasın?

Kişisel Gelişim kitapları...Hmm.. Çok düşündürücü. Bir tane okuyup bakmak lazım. Ama pek de inanmıyorum böyle şeylere yahu! Bizim Arzu Teyze vardı, bunları çok okurdu ama baksana hala bekar, hala terfi alamadı, hala annesi ile yaşıyor, ve hep somurtuyor! Arzu Teyze’den yola çıktım, yaptım bir GENELLEME ve dedim ki işe yaramaz. Aldım kitabı elime okuyorum. Fena da gitmiyor hani! Birden bir heves geldi içime! Dur yahu, o kadar heveslenme! Bu kadar adam okumuş bu kitabı bir işe yaramamış, sende mi yarayacak? Egzersiz mi o da ne? Ben birtek egzersiz bilirim sabah yürüyüşe çıkarsın, ya da parka git bak belediye yeni aletler koymuş onlarla oyna azıcık, yüzmeye falan git! Bırak bu deli saçmalıklarını allahaşkına!

Terfi almak istiyorsunuz. Çok çalışıyorsunuz. Çok okuyorsunuz ve gerçekten de elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Acaba? Bir kere şahsi fikrim elinizden gelenin en iyisi diye bir şey olamaz. En iyinin her zaman daha iyisi vardır ama sizi sınırlayan bir şeyler vardır. Bundan daha fazlası can sağlığı. Benim elimden bu kadarı geliyor. Daha fazlasını yapamam, kapasitem bu kadar. Zaten ne kadar çalışsanız da patronla aranız iyi olmadığı zaman, iyiden kastım hani patrona yalakalık yapma baabında, terfi almanız mümkün mü? Değil, elbette. O zaman ne zorlayacaksın kendini. Standartları sağla, yeter. İşinden tatmin almak mı? O da ne? Dünyayı sen mi kurtaracaksın? Niye yoruyorsun ki kendini, uzat akşam ayaklarını TV izle bak dünyada neler oluyor? Hükümet neler yapmış, kaç kişi kaç kişiyi öldürmüş, kaç kişi trafik kazasına kurban gitmiş, dünyadan haberin olsun, yarın öbür gün biri gündemle ilgili bir şey sorarsa geri kalma, cevap ver. :)

Sanırım ne demek istediğimi anlatabildim.

Kalıplaşmış düşünce tarzlarımız, inançlarımız, değerlerimiz var. Bu nedenle de bize kendimizi bir star gibi hissettiren koruma görevlimiz EGO bizi dünyadaki her şeye karşı korumaya çalışır. Aşktan korumaya çalışır, çünkü aşk bize zarar verir, üzer, gözyaşı döktürür. Daha çok çalışmamıza ve harekete geçmemize mani olur çünkü karşılığını alamayız ve hayalkırıklığına uğrarız. Kişisel Gelişim’den bizi korumaya çalışır, çünkü kişisel gelişim bir saçmalıktır ve zaten yeterince saçma şeylerin olduğu bu hayatta bir taneye daha gereksinimimiz yoktur.

İşte tam da bu nedenle, kişisel gelişim cesareti sever. Cesur insanlara yakındır ve cesur insanlar başarır. Bir kişi bile başardıysa, ben de başarabilirim, siz de başarabilirsiniz, herkes başarabilir. Önemli olan harekete geçmek, disiplin ve özgüvenle çalışmak.

Bir daha ki sefer bir yola çıktığınızda Dur! diye bir ses ve arkasından bir takım bahaneler duyarsanız, sadece farkında olun yeterli.

Misal beni bazen yolda kendimle diyalogda görürseniz, şaşırmayın, delirmedim, EGO’m ile çene çalıyorumdur. :)

2 yorum:

  1. eheheh rani o arkadaş ben miydim acep:) şaka bir yana super olmuş yazın, ben de kabul dergahinda, bugün bu konuya değindim. Öptüm.

    YanıtlaSil
  2. evet canım bahsettiğim arkadaş sensin :)

    YanıtlaSil