Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

28 Ocak 2010

KİM BAKMIŞ, KİM SİLMİŞ, BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ ...


Hâlâ facebook accountu olmayan var mı, kaldı mı, bilemiyorum. Evinde internet bağlantısı ve kendine özel bir bilgisayarı olan on kişiden dokuzunun bir facebook hesabı vardır herhalde günümüzde. Facebook’la ilgili bir yazı ilerleyen zamanlarda yazacağım.

Facebook değişik bir dünya. İyisiyle kötüsüyle. Ying de var Yang de.

Ama benim bugünlerde çok ama çok güldüğüm, yani öyle kahkahalarla güldüğüm değil de, her gördüğümde tebessüm etmeme neden olan birtakım gruplar tekrar hortladı ve gündeme oturdu facebookta.

Profilinize Kim Bakmış?

Sizi listesinden Kim Silmiş?

Profilinizden Kim fotoğraflarınızı bilgisayarınıza yüklemiş?

:)

EGO’yu hatırlıyor musunuz? Hani şu içimizde, bizi sürekli dürten, her çeşit tehlikeye (!) karşı koruyan! Hatta ortada bir tehlike yokken bile birtakım tedbirler alan. Yani kısacası eşeğini sağlam kazığa bağlayan. Size yazık olmasın diye, size günah olmasın diye, siz üzülmeyesiniz diye!

Hani her zaman hayal kurarız ya! Hayatımızın her döneminde bizim yanımızda olacak birini isteriz. Aslında buna zaten sahibiz. Sevgili EGO’muz hayatımızın her döneminde bizim yanımızda. Yatarken, uyurken, yemek yerken, yürürken, düşünürken, film izlerken vs. Hal böyle olunca EGO ve Facebook arasında bir bağlantı olmaması mümkün değil.

Facebook...Sabah kalkıyoruz ilk işimiz bilgisayarı açmak. Kim yorum yapmış, sevgilimiz çiçek göndermiş mi? Hangi spor kulübü hangi oyuncuyu transfer etmiş? Kaç kişi arkadaşlık isteği göndermiş? Arkadaş sayım ne kadara yükselmiş? Vs. Sonra işyerine gidiyoruz. Orada da bir yandan e-mail hesaplarımızı kontrol ederken, bir yandan da birilerine laf yetiştiriyoruz facebookta. Ofiste karşı masada oturan arkadaşımızla facebook kullanarak konuşuyoruz, “hadi sigara molası verelim” diye duvarına yazıyoruz mesela. Sonra eve dönüyoruz, hemen bilgisayarlarımızı açıyoruz, aile üyelerimizle bile facebook üzerinden mesajlaşır olduk. Ve bu bize komik geliyor, eğleniyoruz ama gerçekten.

Zannetmeyin ki facebooku kötülüyorum. Hayır. Aksine ben de cevval bir facebook kullanıcısıyım ve internet sayesinde hayatımda gerçekten de yer tutacak dostlara sahip oldum, çok güzel insanlar tanıdım, birçok eski arkadaşımla tekrar haberleşme olanağım oldu, kendimi geliştirecek gruplara üye oldum, çeşitli organizasyonlara katıldım, ve her daim gülümsedim, kullanırken.

Ama sizce de facebook ve EGO arasında akıllara şayan bir ilişki yok mu?

Son zamanlarda tekrar gündeme oturan ve Home sayfalarınızı dolduran gruplar bunun bir kanıtı değil mi? Bir insan neden profiline kimlerin baktığını takip etmek ister? Gerçekten soruyorum çünkü benim böyle bir merakım hiç olmadı. Bu nedenle de olmasını anlayamıyorum. Diyelim ki Hasan baktı, Veli baktı, Gülizar baktı, Eda baktı. Ne oldu şimdi baktılar da, bizi arattılar da! Başımız göğe mi erdi? Arkadaşımıza kahve içmeye gidince, “aaa biliyor musun, beni 16 tane tanımadığım kişi aratmış facebookta!” mı diyoruz, böyle anlamsız gevezeliklerle mi soğutuyoruz üstünden sıcak dumanlar tüten kahvemizi ve sohbetlerimizi? Ya Sizi Profilinden Kim Silmiş grubuna ne demeli? “Hmmmm. Ayrıldığım sevgilim silmiş beni profilimden, eyvah dünyam karardı, ben daha önce silmeliydim, dün akşam da aklıma geldi aslında, tüh bak! Görüyor musun, kaçırdım fırsatı!”. Ne geçti elimize? Bize bir yararı oldu mu? Kendimizi daha iyi hissettirdi mi? Şimdi tebessüm mü ediyoruz bizi kimlerin sildiğini öğrenince?

Kaldı ki facebook yönetimi defalarca açıklama yaptı, bu takım uygulamalara, gruplara itimat etmeyin! Bu tarz gruplar ve uygulamalar gizlilik politikamıza aykırıdır, diye.

En kötüsü de bu değil mi zaten? Zaten kalıplaşmış düşünce ve inanç kalıplarımızla isteyerek ya da istemeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz mücadele etmeye çalışırken, EGO’muzla yaşamaya adapte olurken ya da olamazken, bir de yalanlarla EGO’muzu şişirmek...

Gerisi bana, bize, size kalmış...

Siz hayatınızdan “siz” i silmeyin, unutmayın, kendi hayatınızı kendinizle yaşayın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder