Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

29 Ocak 2010

AŞK


Ne çok “Aşk” diye şarkı var farkettiniz mi? Şebnem Ferah, Koray Candemir, Sertab Erener ve belki de daha niceleri. Sonra Aslı Güngör, “Aşk Her Şeye Değer”. Öyle mi gerçekten?

Aşk neden bu kadar önemli hayatımızda? Ne zaman aşık oluyoruz? Nasıl oluyor? Aşk mı bizi buluyor? Biz mi aşkı buluyoruz? Aşk bulduğunda mı, biz bulduğumuzda mı kalıcı oluyor Aşk?

Ne zaman anlıyoruz değerini Aşk’ın. Ya da bir değeri var mı hayatımızda? Ya da olmalı mı?

Bir kere mi aşık oluyoruz, çok kere mi? Bir kere olunca mı aşk oluyor, yoksa çok kere olunca mı? Yoksa çok kere aşık olanlara “maymun iştahlı” yakıştırması mı yapıyoruz? Kalıcı olunca “aşk” geçici olunca “heves” mi oluyor duygularımız?

Gerçekten aşık olmayı başarabiliyor muyuz? Yoksa hepimiz “aşık oldum” un yanılgısında mıyız?

Ben ve Sen Biz’e dönüşünce mi, yoksa Biz’in içinde Ben ve Sen ayrı durabildiğimiz zaman mı Aşk?

Aşk’ın tanımını kime göre, neye göre yapıyoruz?

Hiç düşündünüz mü?

Bugünlerde Elif Şafak “AŞK’ okuyanların düşüncesi aşk konusunda sanırım biraz değişti ama iyi yönde mi değişti, kötü yönde mi, kişi okuduğundan ne çıkardı, çıkarması gereken bir şey var mıydı, bilinmez.

Sanırım aşkı tanımlamaya kalkıştıkça, kendimizi aşık olmaya zorladıkça, “aşığım” diyebilmenin gururunu yaşadıkça ve de etrafımıza kibir saçtıkça “Aşk” ı yozlaştırıyoruz. Aşk da coca cola gibi küresel hayatın bir parçası haline geliyor her geçen gün, umursamadan harcadığımız ömürlerimizde.

Önümüzde yaşanacak birtek hayatımız varken, ve bu hayatı en iyi şekilde yaşamak bizim avuçlarımızın içinde yanarken, biz sımsıkı kapatıyoruz avuçlarımızı, avuçlarımız yanıyor, Aşk yaşıyor ama coşkumuz, yaratıcılığımız, kendimize olan saygımız ölüyor onun yerine.

Sırf aşık olmuş olmanın telaşı ile başkasının ilgisizliğine boyun eğiyoruz. Aşkı sürdürebilmek ve nikahtan sonra sıraya geçip etraftan “tebrik ederim” leri duymak için bazen kendimizden vazgeçiyoruz. Hayallerimizden...Kendi kapasitemizi bir kenara bırakıp, başka bir insanın hükmünün verebileceği ölçüde, onun kapasitesinin bir parçası oluyoruz.

Sonsuz bir evrende yaşıyoruz, ama aşk sınırlı zannediyoruz. Bir kere aşık olduk mu, ya da öyle varsaydık mı kaybetmekten korkuyoruz. Bir daha karşımıza hiç kimse çıkmayacak zannediyoruz. Elimizdekinin kıymetini bilmeye odaklanıyoruz, çocukluğumuzda büyüklerimizin öğrettiği gibi, tabaklardaki pirinç tanelerini, kalmasın günah olur diye, doymuş olmamıza rağmen yemeye devam ederken kimbilir nelerden vazgeçiyoruz.

Kimbilir kaç kişi, sadece karşısındakine günah olacak gerçeği ile ister evlilik olsun ister ilişki, devam ediyor hiç istemediği halde. Ne de çok korkuyoruz günah işlemekten! Günah işlemekten korkarken, cehennem ateşinde yanmanın sızısını içimizde yaşarken aslında ne çok günah işliyoruz kendimizi kandırarak, kendimize yalandan bir hayat yaratarak.

Zamanla alışıyoruz sadece O’na. Onunla uyanmaya, onunla telefonlaşmaya, onun hitabına, onun dokunuşlarına, onunla sevişmeye, onunla uyumaya, onunla TV seyretmeye.

Ama uyandığımızda “la la la la la la la la la la la la la” diye şarkı söyleyemiyorsak, ya da keyifle ıslık çalamıyorsak, yolda gördüğümüz bir pet şişeye Ronaldinho kıvamında bir vuruş yapamıyorsak, bahçedeki tüylü kedinin peşimizden koşmasına sevecenlikle bakamıyorsak, yerimizden kalkıp pencereyi açıp evi havalandıracak dermanımız kalmadıysa, dişlerimizi fırçalarken aynada gördüğümüz aksimiz bize kıs kıs gülüyorsa ve biz gözlerimizi kaçırıyorsak, dinlediğimiz bir şarkıya eşlik edemiyorsak, yalnızlığımızda çalan bir müzikle yerimizden kalkıp dansedemiyorsak, komşunun kızı yeni takunyaları ile tepemizde koştururken gülümseyemiyorsak, okuduğumuz kitaplarda cümlelerin altını çiziyorsak ve zamanla yıpranıyorsa çizdiğimiz yerler bir tarafta unutulmaktan...

Bir daha düşünmekte yarar var...

Çünkü...

Evren sonsuz. Olanaklar sonsuz. Aşk sonsuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder