Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

27 Ocak 2010

DI-DI-DI-DI-DI-DI


Dün akşamüstü bir şey beni dürttü durdu. DNR’a git! DNR’a git :) Akşamüstleri bazen okuldan eve dönerken bir uğrarım DNR ya da DOST kitabevine. Rafların arasında dolaşmak, kitapların arasında ısınmak hoşuma gidiyor. Bu soğukta gidilebilecek en güzel yerlerden biri de içinde binbir çeşit kitabın olduğu bir kitabevi olsa gerek :)

Evet, politika kulvarında esen soğuk rüzgârlar nihayetinde Ankara’ya ulaştı ve Şubat tatilimi karsız bir Ankara’da ellerim çatlamış bir şekilde, kuru ayazın iliklerime işleyen soğuğu ile geçiriyorum. İnanılmaz bir soğuk var dışarıda. Aklı olan dışarı adım atmaz!

Öyle mi?

O zaman hadi biraz akılsızlık yapalım ve alışveriş merkezlerinden uzaklaşıp, şöyle semtimize yakın ya da evimize yakın ışıltılı caddelerden birinde biraz yürüyüş yapalım. Ankara’dan birkaç örnek verelim. Kızılay’a ulaşımınız yakınsa Kızılay’ı bir turlayın. Kavaklıdere, Esat, Ayrancı yakınlarında oturuyorsanız Tunalı sizi bekliyor. Daha yukarılarda iseniz Turan Güneş Bulvarı başka bir alternatif. Geçen gün geçtim, gayet ışıltılı, güzel bir cadde olmuş. :)

Ne işim var demeyin! Bu soğukta donar insan demeyin! Off, saçmalama demeyin! Hadi kalkın yerinizden, sıcak tutan bir eşofman altı olur, üstüne yünden boğazlı bir kazak. Sizi en sıcak tutan botlarınızı ya da çizmenizi giyin. En sıcak tutan montunuzu boğazınızı giyip, fermuarını sıkı sıkı kapatın. Mutlaka bir bereniz olsun eğer kapşonu yoksa montunuzun ya da kabanınızın. Yünden el örgüsü bir atkı bu soğuğa karşı gayet iyi bir seçenek ama yoksa polar da iş görür. :) Ellerinize eldiven takmayı ihmal etmeyin. Ve işte hazırız. Hadi bakalım, anahtarları aldık düşüyoruz yola! Merdivenlerden inerken söylenmek yok!

Apartmanın kapısından bir çıkıyoruz, hop kuru ayazın soğuğu burnumuzun ucu ile temasa geçti bile. Kapşonu çekmediysek eğer ya da bere almadıysak kulaklarımız keskin bir soğukla afallamış durumda. Vazgeçmek yok devam. Yavaş yavaş caddeye.

Neden mi?

Sıcak çikolatanın gerçek değerini anlamak için.

Bu soğukta yine de orada bir mağaza vitrininin önüne oturmuş akordeon çalan adamın ezgileri ile içinizi ısıtmak için.

Eğer eşinizle ya da sevgilinizle beraber yürüyorsanız ona gerçek anlamda sıkı sıkı sarılıp, sizi kollarıyla sarmalaması için, ya da kenetlenmiş ellerinizden kalbinize yayılan enerjiyi-sıcaklığı hissetmek için.

Köşebaşında demet demet nergis satan adamdan bir demet nergis alıp evinizi mis gibi kokutabilmek için.

Biraz ileride kestane kebap yemesi sevap diye bağıran kestane satıcısının bu soğukta hala işini yapabiliyor olmasını takdir edebilmek için.

Apartmanın kapısından içeri girdiğinizde birden içinize işleyen sıcaklığın tadına varabilmek için.

Ayakkabılarınızı çıkarır çıkarmaz kalorifer peteğine sırtınızı dayayıp da oturmanın zevkine varabilmek için.

Başınızı sokacağınız bir eviniz olduğuna şükretmeniz için.

Demleyecek ve sıcak sıcak içecek çaya sahip olduğunuz için.

Eve gelir gelmez sizi sıcacık bir merhaba ile kucaklayan karınız, sevgiliniz, anneniz, babanız, kardeşiniz ya da köpeğiniz ya da kedinizin değerini anlayabilmek için.

Daha saymaya gerek var mı?

İyi yürüyüşler. :)

PS. Bu esnada dün arkadaşlarımdan biri gerçekten EGO’m ile konuşup konuşmadığımı sormuş. Konuşuyorum, gerçekten! Mesela bugün..Tunalı’da yürüyordum. Tam Paşabahçenin önünden geçerken üç kadın kapıdan çıktı ama nasıl yavaş bir şekilde benim geldiğim istikamete hiç bakmayarak birden önümü kestiler. Ne kadar beklemiş olabilirim geçmelerini! Biraz bekledim. Neyse en sonunda istikametlerine karar verdiler ve ben de rahatça yürümeye devam edebildim. Birkaç metre gittikten sonra birden içimden bir ses yükseldi. “Kadına bak! Sanki dünya onun merkezinde! Çarpsaydın ya bekleyeceğine, noluyor derse, tali yoldan birden anayola çıkılmaz derdin” diye. Sadece şunu söyledim:

“Neyse ki artık bas bas bağırmıyorsun! Kısık sesle konuşmayı da öğrendin!” ve yüzümde tuhaf bir gülümseme ile yürümeye devam ettim. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder