Hani insan kocaman bir orkestraya sahiptir, tüm çalgıların eşsiz güzellikte sesleri vardır,hepsini tıngırdatmak ayrı yetenek gerektirir. Aslında o yetenek içerde bir yerdedir, içe bakmadığınız için göremezsiniz. Bir sevgili gelecektir, yönetecektir ve sizin orkestranız harikulade bir konser verecektir. Sevgili ancak ürettiğiniz müziğin kalitesine gelir! Önce çalgılarınızı öğrenip, orkestranızı yönetin ve güzel bir konser verin, sonra selama çıkarsınız, elbet alkışlayan birileri olacaktır. (R. Okandan)

24 Ocak 2010

MERHABA


Tanışmak için acele etmeye gerek yok. Zamanla sizler beni, ben sizleri tanımam gerektiği kadar tanıyacağım zaten.

Dün gece yeni bir kitap bitirdim. Joe Vitale'nin "The Key" yani "Anahtar" adlı kitabını. Joe Vitale'nin hayatıma ilk girişi yaklaşık 3 sene önce "Secret" adlı kitabın videosu ile olmuştur. O dönemde "Secret" beni çok etkileyen kitaplardan biri olmuştu ve ardı ardına bu "Çekim Yasası" denilen şey ile ilgilenmeye başladım. Çok kitap okudum. Sadece "Çekim Yasası" ile ilgili değil. Kişisel gelişim altında ister Kuantum olsun, ister Pozitif Düşünce, ister Sedona yöntemi. Hatta bu aralar başka bir yöntem çok ilgimi çekmeye başladı. Ama şimdi burada bahsetmeyeceğim bundan. Onun için ayrı bir başlık ve ayrı bir yazı gerekiyor bence. Bence :)

Dediğim gibi çok okuyan bir insanım. Okumakla kalmam, kendi hayatımda uygularım. Ve hatta daha da ileri gider, bir de okuduklarımı paylaşırım.

Buna pozitif yaklaşanlar olduğu gibi, negatif yaklaşanlar da var.

Çevremdeki bazı arkadaşlarım ya da tanıdıklarım beni takdir eder, uygulamaya çalıştıklarımı görür, belki örnek alırlar beni belki almazlar. Zaten bence kişisel gelişim denen şeyde kimse kimseyi örnek almamalı. Bir öğretmen olduğum için belki de "kişisel farklılıklar" denen şeyi çok iyi gözlemlediğimden bu kişisel yolculukta da hepimizin farklı bir yolculuğu olduğuna inanıyorum. Bu nedenle çok okuyorum, özümsemeye çalışıyorum, ve kendime yakın gördüklerimi de uyguluyorum. Ama okumaktan hiç vazgeçmedim, sanırım okumak gibi keyifli bir aktivite de benim hep hayatımda yer alacak. Beni okuduklarımla takdir eden insanları ben de takdir ediyorum. Çünkü ben, okuyanı da takdir ediyorum, okumayanı da..

Benim derdim benim okumama ya da kendi hayatımda uyguladıklarıma çomak sokanlarla. Çomak soksa eline ne geçiyor bu insanların, onu da hiç anlamış değilim. Hadi diyelim ki ben bu kitapları daha doğrusu "okuma" eylemini bıraktım, kendimi pembe dizilerin iç gıcıklayıcı baygınlığını da geçen dizilere verdim. Pazartesi Ezel izliyorum, Salı Aşk ve Ceza, Çarşamba Yaprak Dökümü, Perşembe Aşk-ı Memnu, Cuma Hanım'ın Çiftliği. Cumartesi dışarı çıkıyorum o bar senin bu bar benim geziyorum, tozuyorum. E Pazar da havuza falan giderim. Tamam mı? Başınız göğe mi erecek ben böyle yapınca ne olacak, merak ediyorum. Diyelim ki ben bıraktım bu "Kişisel Gelişim" kitaplarını okumayı, bu beni eleştiren arkadaşların eline ne geçecek? Bir hayrım dokunacaksa bilmek isterim :)

Çoğunlukla bu tarz insanlardan şu cümleleri duyuyorum:

"Ay yine mi bu saçma kitapları okuyorsun?" SAÇMA!

"Of madem inanıyorsun, işe yaradığını düşünüyorsun, neden sürekli okuyorsun?" İŞE YARAMIYOR DEMEK Kİ!

"Kapitalist düzenin para tuzağı bunlar!" YANİ APTALSIN RANA!

Hiç yalan söyleyemeyeceğim. Zaten "Kişisel Gelişim" in en önemli prensiplerinden biri de bu! Dürüst olacağım. İlk başlarda fena halde öfke duyuyordum bu insanlara karşı! Tartışmaya giriyordum, ya da onları ikna etmeye çalışıyordum, vs.. Ama şimdi durum öyle değil.

Sadece duyuyorum. Ama dinlemiyorum!

Ben Kişisel Gelişim Uzmanı ya da Koçu değilim, yazar değilim, senarist değilim, filozof değilim, şair değilim. İngiliz Edebiyatı Bölümü mezunuyum ve naçizane edebiyatla ilgileniyorum. Yukarıda saydıklarımın hiçbirisi değilim. Henüz. Ama iyi bir okurum. Sadece Kişisel Gelişim de okumuyorum. Her tür kitabı okumayı severim. Bana hitabettiği, beni başka bir dünyanın içine soktuğu, bana bir şey kazandırdığı sürece. Bazen Kişisel Gelişim okurum ve edindiğim bilgileri denemekten hoşlanırım, bazen felsefe okurum bazen klasik okurum bazense çıtır çerez dediğim romanlardan. Ve hepsi bana o anlık ihtiyaçlarıma dair bir şey kazandırır. Ya gülümserim, ya gelişirim ya sorgularım ya da keyif alırım. Ama okurum, her zaman da okumak gibi bir keyifli aktivitenin hayatımda olmasını tercih ediyorum.

Bu satırlardan da kimseye ahkam kesmek değil amacım. Size şunu yapın, ya da bunu yapın diyemem. Ne haddime! Dediğim gibi ben Kişisel Gelişim Uzmanı ya da Koçu değilim. Ben sadece kendi başıma çıktığım bu yolculukta yaşadığım ve edindiğim tecrübelerden örnekler verebilirim. Okuduklarımdan tavsiyelerde bulunabilirim. Kendi deneyimlerimi paylaşabilirim.

Her şey paylaştıkça çoğalır.

Ben dünyayı düzeltmeye çalışmıyorum. Öncelikli sorumluluğum kendime benim, dünyaya değil. "Okuyup, öğrenip, dünyaya faydalı bir adam haline gelmek..." Bana göre değil pek. Benim tüm amacım kendimim. Tüm sorumluluğum kendime ait. Dünyayı düzeltmek güzel bir hedef olabilir ama uzun vadedeki hedefler kısa vadeli hedeflere ket vurabilir. Odak noktamı çok uzakta tutmamayı öğrendim. (Evrenden Torpilim Var - Aykut Oğut planlar bölümünde ayrıntılı olarak anlatılır) Bunu size bir örnekle açıklayabilirim:

Cambridge Üniversitesi'nden bir diploma kursuna devam ediyorum. İki sene sonra bitecek. Şimdi 2 sene sonra bir sınav var ve sınavı geçersem diplomayı almaya hak kazanacağım. Ama bu sınava gelinceye kadar önümde upuzun bir yolcukuk var bu yolculukta da adım adım bitirmem gereken şeyler - course work. Şimdi 3 Şubat'a yetiştirmem gereken bir döküman var ve 5 Şubat'da da aldığım master dersi için bitirmem gereken bir ödevim. Hangisine odaklanmalıyım? İki sene sonra gireceğim sınava mı? Yoksa hemen yakınımda duran ve yetiştirmem gereken diğer sorumluluklarıma mı?

Bence cevap gayet net ve açık :)

Demem o ki, uzun vadede dünya çok güzel bir yer haline gelebilir fakat önce ben kendi dünyamı yani kendimi güzelleştirmeliyim. Saçlarımı yaptırmalıyım, makyaj yapmalıyım, kendime güzel kıyafetler almalıyım, her gün duş yapmalıyım :) Tabiki bahsettiğim bu değil. Önce kendimi geliştirmeliyim, kendi hayatımı güzelleştirmeliyim, hayatımın güzel yanlarına odaklanıp aslında ne kadar güzel bir hayatım olduğunu görüp şükretmeliyim. Güne gülerek başlamak, etrafıma neşe kaynağı olmak, yardıma ihtiyacı olana yardım elini uzatmak, girdiğim derslerde sınıfımın aurasını hep pozitifte tutmak, evimde keyif almak, insanlarla iletişim kurmak, kısacası hayatı pozitifte tutmak ve tecrübe etmek. Zaten içinizde gerçekleşen her şey bir şekilde dışınıza yansıyor. Beden ruhun aynası adeta.

Ve ben...yaklaşık iki sene önce..boşanmış...kendini eve kapatmış..sabahları yataktan kendini zor atan... hayattan ümidi kalmamış...köpeği ile yürüyüşe çıktığı için kendi kendine lanet eden...artık ağlayamayacak derecede hisleri körelmiş...yemek pişirmek için mutfağa gitmek bir yana dursun, buzdolabını sadece diet cola ile dolduran...kimseyle görüşmek istemeyen...telefonlara cevap vermeyen..Kısacası kendini evine hapsetmiş ben...Harcadığı altı senesi için kendini affetmeyen ve cezalandıran ben..

Şimdi yatağımdan her sabah gülümseyerek uyanıyorum. Sabah güne başladığımda yeni bir güne başladığım için şükrediyorum. Köpeğimle keyifle yürüyorum. Eskiden tasmanın yerini bulamayan ben şimdi ona elbisesini giydiriyorum. Kedimin kumunu günlerce temizlemeyen ben düzenli olarak kedimin kumunu değiştiriyorum..Sınıfa keyifle giriyorum, öğrencilerimle keyifli vakit geçirmeye çalışıyorum..2 sene önce ödevlerini hep son dakikaya bırakan ben, şimdi verilir verilmez günlük beni sıkmayacak zaman aralıklarıyla çalışıyorum. Ve o zamanlar hiçbir şeye zaman yetmiyor diye hayıflanan ve dünya düzenine lanet okuyan ben şimdi her şeye ama her şeye vakit bulmanın keyfini sürüyorum.

Ara sıra kötü ve negatif düşüncelerin tuzağına düştüğüm olmadı mı? Olmuyor mu? Olmayacak mı? Hah! :) Ne soru ama?

Elbette oldu, oluyor ve olacak. Ama artık öğrendim. Ve öğrenmeye de devam ediyorum.

Okuyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder